Narin Güran cinayetinde sosyal medyanın cellatlar mahkemesi
Bu, klasik bir mahkeme değildi; kanıt, delil, savunma hakkı gibi kavramların zerre kadar yer almadığı, yalnızca öfke ve nefretin hüküm sürdüğü bir cellatlar mahkemesiydi.
Sosyal medya platformlarında kurulan o karanlık cellatlar mahkemesi, bir kez daha insanlığın en ilkel ve en vahşi yüzünü ortaya serdi.
Narin Güran cinayeti, sadece küçük bir kız çocuğunun acımasızca katledildiği bir olay olmaktan çok öteye geçti.
Bir ailenin ve bir köyün, sorgusuz sualsiz şeytanlaştırılması, katil ilan edilmesi ve dijital bir linçe tabi tutulmasıyla sonuçlanan bu trajedi, ne yazık ki hâlâ tam anlamıyla anlaşılmış değil.
Oysa ki perde arkasında yaşananlar, sadece bir cinayetin değil, toplumsal vicdanın da nasıl sistematik bir şekilde katledildiğinin hikâyesidir.
Her şey, o ilk paylaşım anında başladı. Bir çocuğun kayboluşuyla birlikte sosyal medya, adalet arayışını değil, intikam ve linç arzusunu tetikleyen bir arenaya dönüştü.
Köyün sakinleri, ailenin fertleri, hatta uzaktan yakından ilgili herkes, anında “şüpheli” ilan edildi.
Fotoğraflar deşifre edildi, eski paylaşımlar didik didik edildi, en masum jestler bile “katil” damgası vurularak yorumlandı.
Bu, klasik bir mahkeme değildi; kanıt, delil, savunma hakkı gibi kavramların zerre kadar yer almadığı, yalnızca öfke ve nefretin hüküm sürdüğü bir cellatlar mahkemesiydi.
Linç, fiziksel değil dijitaldi ama sonuçları aynı derecede yıkıcıydı.
Bir köyün adı “katiller yuvası”na çıkarıldı, bir ailenin fertleri “canavar” diye anılır oldu.
İnsanlar, klavyelerinin arkasına saklanarak, vicdanlarını bir kenara bırakıp, “adalet” adına........
