İktidar, devlet refleksinden vazgeçmeli ve siyasete dönmelidir
Türkiye’de uzun zamandır gözlemlenen en tehlikeli eğilimlerden biri, iktidar partisinin kendisini devletle özdeşleştirmesi, “devlet refleksi” adı altında hareket etmesi ve bu gerekçeyle toplumsal talepleri ertelemesidir. Hiçbir siyasi parti devlet değildir. Devlet, bu ülkede yaşayan 86 milyonun tamamıdır. Siyasi partiler ise, bu 86 milyonun istek ve taleplerine cevap ürettikleri sürece devletin varlığını zaten güvence altına almış olurlar. Ancak siz devleti toplumun üzerine yerleştirip “önce devlet, sonra toplum” önceliğiyle siyasetinizi dizayn ederseniz, hem kendinize hem devlete hem de topluma yazık edersiniz.
Bu yaklaşım sadece teorik bir yanılgı değildir. Somut olarak toplumun her kesimini rahatsız eden iki büyük meselede kendini göstermektedir: fon dolandırıcılığı ve çözüm süreci. Birincisi toplumsal çürümenin en açık ve suçüstü hali olarak ortadadır. İkincisi ise 45 yıllık şiddetin sona erdirilmesi yönünde atılan adımların, yine “devletin kaygısı” bahanesiyle zamana yayılmasıdır. Bu iki sorunu da doğru ve sahici siyaset yaparak çözebilirsiniz. Hâlâ bunu yapabilme gücünüz ve yeteneğiniz vardır. Unutmayınız ki sorunların tek çözüm adresi siyasettir.
Devlet refleksi yanılgısı
Devlet refleksi, aslında iktidarın kendi varlığını ve iktidarını koruma refleksine dönüştüğünde tehlikeli hale gelir. Seçilmiş bir siyasi parti, devlet kurumlarını yönetir, onlara yön verir ve hesap verir. Ancak kendisini devletle bir tutmaya başladığında, eleştiriler “devlete saldırı” olarak yaftalanır, şeffaflık talepleri “milli güvenlik meselesi” diye ertelenir ve toplumun sesi ikinci plana itilir. Bu, demokrasinin özüne aykırıdır.
86 milyon insanın yaşamı, geçim derdi, adalet beklentisi ve gelecek kaygısı, herhangi bir “devlet kaygısının” önünde gelmelidir. Çünkü devlet, soyut bir varlık değildir; o insanlardan oluşur. Onların güveni olmadan, onların rızası olmadan devlet güçlenmez, aksine zayıflar. AK Parti’nin uzun yıllardır sürdürdüğü bu özdeşleştirme, hem kendi tabanında hem de toplumun geri kalanında derin bir yorgunluk ve güvensizlik yaratmıştır. Siyaset, yönetme işinden ibaret değildir. Siyaset, toplumun taleplerini dinlemek, onları siyasete tercüme etmek ve çözüm üretmektir. Bu terk edildiğinde geriye sadece idare etme ve erteleme kalır.
Fon dolandırıcılığı: Toplumsal çürümenin açık hali
Ülkede her........
