Herkesin bildiği sırlar şehri Ankara
Herkesin her şeyi bildiği, her şeyden haberdar olduğunu söylediği ama kendine sakladığı sırlar şehri bu. Bakanlık koridorlarında, çay ocaklarında, makam odalarının kapı aralıklarında dolaşan o sessiz bilgi. Bir isim geçiyor, herkes başını sallıyor. Bir ihale, bir atama, bir dosya, bir “gelişme”. Kimse detay vermiyor çünkü detay vermek gerekmiyor. Bilmek yetiyor.
Birkaç gündür Ankaradayım. Şehir beni karşılamıyor, sadece varlığını sürdürüyor. Kapıdan içeri giriyorsun, içeride herkes zaten orada. Kimse yeni geleni beklememiş, kimse de senin gelmenle bir şey değişeceğini düşünmüyor. Bu, Ankaralı olmanın ilk dersi gibi. Her şey önceden biliniyor, her şey önceden konuşulmuş, ama hiçbir şey tam olarak söylenmiyor.
Herkesin her şeyi bildiği, her şeyden haberdar olduğunu söylediği ama kendine sakladığı sırlar şehri bu. Bakanlık koridorlarında, çay ocaklarında, makam odalarının kapı aralıklarında dolaşan o sessiz bilgi. Bir isim geçiyor, herkes başını sallıyor. Bir ihale, bir atama, bir dosya, bir “gelişme”. Kimse detay vermiyor çünkü detay vermek gerekmiyor. Bilmek yetiyor. Bilmek de zaten burada bir tür aitlik ölçüsü. Bilmiyorsan dışarıdasın, biliyorsan içeridesin ama içeride olmak da konuşmak anlamına gelmiyor. Konuşmak yerine bakışlar yetiyor. Bir kaş kalkıyor, bir fincan masaya biraz daha sert konuyor, bir telefon kapanıyor. Hepsi bir şey anlatıyor ama kimse cümleyi tamamlamıyor. Ankara’da cümleler zaten tamamlanmaz, yarım bırakılır ve o yarım bırakılmışlık da sır olarak kalır.
Bir diğer yüzü de bu. Her şeyi zamana yayma şehri. Küçük bir sorunu çözüyorsun, sanki asıl büyük meseleyi de halletmişsin gibi bir hava oluşuyor. Bir tabela düzeliyor, bir kaldırım yenileniyor, bir kurumun tabelası değişiyor, bir toplantı........
