menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Boğaziçi Üniversitesi: Türkiye’nin girişimcilik fabrikası

23 0
wednesday

Mehmet Dolgan / B-Connector Kurucu Ortağı

Türkiye’de girişimcilik ekosistemini konuşurken çoğu zaman fonlardan, unicorn’lardan, exit’lerden ya da hızlandırma programlarından bahsediyoruz. Ama işin bir de daha az konuşulan, hatta çoğu zaman görünmeyen bir tarafı var: Bu ekosistemin insan kaynağını yetiştiren kurumlar. Tam da bu noktada Boğaziçi Üniversitesi farklı bir yere oturuyor. Çünkü burası sadece bir üniversite değil; yıllar içinde kendi kültürünü oluşturmuş, Türkiye’nin girişimcilik damarını besleyen çok özel bir yapı.

Genetik kodlarda girişimcilik: Bir üniversiteden fazlası

Boğaziçi’nde girişimcilik sonradan eklenmiş bir “trend” değil. Müfredata birkaç ders koyarak oluşturulmuş yapay bir alan da değil. Bu kültür, üniversitenin tarihinden, akademik yaklaşımından ve öğrenci profilinden doğal olarak besleniyor. Eğitim modeli, sadece bilgi aktarmaya odaklanmıyor; öğrenciyi sürekli sorgulamaya, alternatif düşünmeye ve gerektiğinde risk almaya itiyor.

Bunun en önemli sonucu ise şu refleks: problem görme ve çözme becerisi. Aslında girişimcilik tam da burada başlıyor. Bir problemi fark etmek ve “ben bunu çözebilirim” diyerek harekete geçmek… Boğaziçi mezunlarının iş dünyasında ve startup ekosisteminde bu kadar görünür olmasının temelinde de bu yaklaşım yatıyor.

Kurumsal başarıdan girişimciliğe: İki yönlü etki

Boğaziçi mezunlarının önemli bir kısmı kariyerine büyük kurumsal şirketlerde başlıyor. İlk bakışta bu durum girişimcilikten uzaklaştırıyor gibi düşünülebilir. Ama pratikte çoğu zaman tam tersi oluyor. Çünkü bu insanlar kurumsal yapıların içinde hem sistemleri öğreniyor hem de o sistemlerin nerelerde aksadığını net bir şekilde görüyor.

Burada ilginç bir dönüşüm yaşanıyor:

Boğaziçili profesyoneller sadece iyi yönetici olmuyor, aynı zamanda “kurucu gibi düşünen” yöneticilere dönüşüyor. Bu da onları ya kendi girişimlerini kurmaya ya da çalıştıkları kurumların içinde girişimci modeller geliştirmeye yönlendiriyor.

Bugün geriye dönüp baktığımızda; fintech’ten e-ticarete, SaaS’tan oyun teknolojilerine, veri analitiğinden yapay zekâya, mobil uygulamalardan platform ekonomisine kadar birçok alanda Boğaziçi çıkışlı güçlü girişimler görüyoruz. Üstelik bu girişimlerin önemli bir kısmı sadece Türkiye’de kalmıyor; globalde rekabet eden, yatırım alan, ölçeklenen ve hatta exit yapan yapılara dönüşüyor.

Ekosistem kurucu rol: Mezunlardan daha fazlası

Boğaziçi’nin katkısı sadece girişimci yetiştirmekle sınırlı değil. Asıl fark yarattığı nokta, girişimcilik ekosisteminin farklı katmanlarında rol alan insan kaynağını üretmesi.

Bugün baktığımızda şu yapıların içinde Boğaziçi mezunlarını sıkça görüyoruz:

-Melek yatırım ağları

-Girişim sermayesi fonları

-Hızlandırma programları

-Açık inovasyon platformları

Yani konu sadece girişim kurmak değil; o girişimlerin büyümesini sağlayan sistemi de beslemek. Özellikle son yıllarda teknoloji odaklı yatırım fonlarında, erken aşama destek mekanizmalarında ve kurumsal inovasyon yapılarında Boğaziçi etkisinin daha da belirgin hale geldiğini söylemek mümkün. Bu da şu anlama geliyor: Aynı ekol, girişimlerin sadece doğuşunda değil, büyüme ve ölçeklenme yolculuğunda da aktif rol oynuyor.

Ağ etkisi (Network Effect): Görünmeyen güç

Girişimcilik konuşulurken genelde finansal sermaye ön plana çıkıyor. Oysa en az onun kadar önemli olan bir şey daha var: sosyal sermaye. Boğaziçi’nin en büyük avantajlarından biri de tam olarak burada devreye giriyor: güçlü mezun ağı.

Bu ağ, sadece bir dayanışma ortamı değil. Aynı zamanda:

-Ortaklıkların kurulduğu

-Yatırımların şekillendiği

-Fikirlerin test edildiği

-Yeni girişimlerin doğduğu

canlı bir platform gibi çalışıyor.

Bu yüzden Boğaziçi mezunu olmak çoğu zaman sadece bir diploma sahibi olmak anlamına gelmiyor. Aynı zamanda yaşayan, sürekli üreten ve birbirini besleyen bir ekosistemin parçası olmak demek.

Gelecek perspektifi: Yeni nesil girişimciliğin DNA’sı

Dünya çok hızlı değişiyor. Yapay zekâ, ileri üretim teknolojileri, sürdürülebilirlik ve dijitalleşme iş yapış şekillerini kökten dönüştürüyor. Bu yeni dünyada başarılı olacak girişimcilerden beklenenler de değişiyor. Artık sadece teknik bilgi yetmiyor; çok disiplinli düşünme, etik farkındalık ve küresel bakış açısı kritik hale geliyor.

Boğaziçi’nin eğitim yaklaşımı tam da burada önemli bir avantaj sağlıyor. Disiplinler arası düşünme becerisi, uluslararası perspektif ve analitik derinlik, yeni nesil girişimciliğin temel taşları haline geliyor.

Önümüzdeki dönemde özellikle yapay zekâ, derin teknoloji, iklim teknolojileri ve endüstriyel dijitalleşme gibi alanlarda Boğaziçi mezunlarının daha da görünür olacağını söylemek zor değil.

Türkiye’de girişimcilik ekosistemi konuşulurken genelde sonuçlara odaklanıyoruz. Oysa o sonuçları mümkün kılan kaynakları da konuşmak gerekiyor.

Boğaziçi Üniversitesi tam da bu noktada Türkiye’nin en değerli stratejik varlıklarından biri. Çok fazla gürültü yapmadan, iddialı sloganlara ihtiyaç duymadan ama istikrarlı bir şekilde girişimci, yatırımcı, yönetici ve ekosistem kurucuları yetiştirmeye devam ediyor.

Bugün Türkiye’de girişimcilik diye bir hikâye varsa, o hikâyenin önemli bir kısmında Boğaziçi’nin imzası var. Ve bu imza, sadece geçmişe değil, geleceğe de güçlü bir referans olmaya aday görünüyor.


© Ekonomim