Boğaziçi Üniversitesi: Türkiye’nin girişimcilik fabrikası
Mehmet Dolgan / B-Connector Kurucu Ortağı
Türkiye’de girişimcilik ekosistemini konuşurken çoğu zaman fonlardan, unicorn’lardan, exit’lerden ya da hızlandırma programlarından bahsediyoruz. Ama işin bir de daha az konuşulan, hatta çoğu zaman görünmeyen bir tarafı var: Bu ekosistemin insan kaynağını yetiştiren kurumlar. Tam da bu noktada Boğaziçi Üniversitesi farklı bir yere oturuyor. Çünkü burası sadece bir üniversite değil; yıllar içinde kendi kültürünü oluşturmuş, Türkiye’nin girişimcilik damarını besleyen çok özel bir yapı.
Genetik kodlarda girişimcilik: Bir üniversiteden fazlası
Boğaziçi’nde girişimcilik sonradan eklenmiş bir “trend” değil. Müfredata birkaç ders koyarak oluşturulmuş yapay bir alan da değil. Bu kültür, üniversitenin tarihinden, akademik yaklaşımından ve öğrenci profilinden doğal olarak besleniyor. Eğitim modeli, sadece bilgi aktarmaya odaklanmıyor; öğrenciyi sürekli sorgulamaya, alternatif düşünmeye ve gerektiğinde risk almaya itiyor.
Bunun en önemli sonucu ise şu refleks: problem görme ve çözme becerisi. Aslında girişimcilik tam da burada başlıyor. Bir problemi fark etmek ve “ben bunu çözebilirim” diyerek harekete geçmek… Boğaziçi mezunlarının iş dünyasında ve startup ekosisteminde bu kadar görünür olmasının temelinde de bu yaklaşım yatıyor.
Kurumsal başarıdan girişimciliğe: İki yönlü etki
Boğaziçi mezunlarının önemli bir kısmı kariyerine büyük kurumsal şirketlerde başlıyor. İlk bakışta bu durum girişimcilikten uzaklaştırıyor gibi düşünülebilir. Ama pratikte çoğu zaman tam tersi oluyor. Çünkü bu insanlar kurumsal yapıların içinde hem sistemleri öğreniyor hem de o sistemlerin nerelerde aksadığını net bir şekilde görüyor.
Burada ilginç bir dönüşüm yaşanıyor:
Boğaziçili profesyoneller sadece iyi yönetici olmuyor,........
