502 nolu odadaki kadınlar: “Mavi” bir duruş mu, “felsefi bir genel ev mi” mi?
Sayın Cumhurbaşkanı sakın o 502 numaralı odaya girmeyin
Geçen salı günü Beyoğlu’nda, “Dün, Bugün, Yarın” filminde Sophia Loren’in canlandırdığı Adelina’nın yaşadığı Napoli’yi hatırlatan sokaktaki bir binanın kapısından giriyordum.
Kapıda “Piramid Galerisi” yazıyordu.
Kapıda aklıma gelen iki küçük kız çocuğu
Kapıdan girerken aklıma bu ay Amerika’da yeni çıkan kitaplardan biri geliyor.
Daha doğrusu o kitapta anlatılan iki kız çocuğu…
Catherine Ostier’in yazdığı “The Renoir Girls; A Hidden History of Art, War And Betrayal” adlı kitabıydı.
Türkçeye çevirirsek, “Renoir Kızları: Sanat, Savaş ve İhanetin Gizli Hikayesi” diyebilirim.
Kitabın henüz kendisini okumadım.
Ama New York Times’da geniş bir tanıtım yazısı vardı, onu okudum.
Kitabı da ısmarladım.
Zengin mahalledeki evin kapısını çalan siyahlar giyinmiş bir adam
Hikâye, Paris’in ve dünyanın sanat anlayışını değiştiren 1879’da “Salon” denilen en önemli sanat sergisinden 2 yıl sonra başlıyor.
O yılın ilkbaharında bir gün, siyahlara bürünmüş, biraz eski püskü giyimli ve yanında büyük çanta taşıyan bir adam Paris’in zengin ve şık Montaigne Bulvarı’ndaki zarif bir binanın kapısını çalıyor.
Bu adam ünlü ressam Renoir’dır.
Paris sergisinde büyük başarı kazanınca, Fransa’nın zengin aileleri ona portre ısmarlamaya başlamışlardır.
Anversli Cahen ailesinin iki kızının tablosu arka odalarda saklandı
Girdiği bina, Anvers’li Cahen ailesinin evidir.
Ünlü ressam ailenin iki küçük kızının resimlerini yapmak üzere davet edilmiştir.
Nedense aile bu tabloyu hiç sevmemiş ve evin hiç görünmeyen bir yerinde adeta saklamıştır.
Oysa bu tablo dünya sanat tarihine “Pembe ve Mavi: İki Kız” adıyla geçecek ve bugün Brezilya’da Sao Paulo Sanat Müzesi’nin en kıymetli eseri olacaktır.
Hayatına “beğenilmediği için kapalı odalarda saklanmış” bir sanat eseri olarak başlayan tablo, sonradan böyle görkemli bir hayata sahip olmuştur.
O iki genç kızın ve ailesinin hayatı Renoir tablosu kadar şanslı olmadı
Ancak hayata çok varlıklı bir ailenin şanslı kızları olarak başlayan Anvers’li kızların sonraki hayatı hiç de öyle olmadı.
Her zengin ailenin hüzünlü bir sonu vardır.
Servet gider, geriye insan harabeleri bırakır.
Nitekim o ailenin kızlarının sonraki yılları da öyle oldu.
Ailenin üçüncü kuşağından insanların bazıları Auschwitz’de Naziler tarafından katledildi.
Piramid Galerisi’nden girerken, kafamda işte bu hikâye vardı.
Ben 10 yıl geç geliştim, o ise 10 yıl erken gelişti
Bedri Baykam’ın her yıl yepyeni bir yaratıcılık mekânı haline gelen bu 1968 nostaljili galerisinde de bir başka sanatçı ile ilgili olağanüstü hikâyeler dinleyeceğim hiç aklımdan geçmemişti.
Bedri benden 10 yaş küçüktür.
Ben biraz geç, o haddinden fazla erken geliştiği için, duygusallık yaşlarımız eşitlendi.
Yıllardır ne zaman bir araya gelsek, sanki aynı yaştaymışız gibi duygusal bir harmoniyi buluruz.
Sanki onunla aynı yıllarda aynı yaştaymışız gibi yaşamışızdır.
Avignonlu Kızlar’ın en mahrem odasına gizlice bir ziyaret
Bedri şimdi yine çok yaratıcı bir projeyi gerçekleştirdi.
Bir Picasso kitabı yazdı ve aynı zamanda bu kitabın bir de sergisini yaptı.
Girişinde Hasan Bülent Kahraman’ın çok güzel bir önsöz yazısı var.
Kitabı Türkçe, Fransızca ve İngilizce yazdı.
“Baykam on Picasso: Les Demoiselles revisited”
(Baykam’dan Picasso Üzerine: Genç Kızları Yeniden Ziyaret)
Adından da anlayacağınız gibi bu kitabın ve serginin merkezinde Picasso’nun başeseri sayılan “Avignonlu Kızlar” tablosunu görüyoruz.
Felsefi kervansaray tablosu mu bu?
Bedri’nin ilginç bir dünya tasarımı vardır.
Her odayı mahrem, her sanatsal mekânı mahrem ilişkilerin yaşandığı bir arka oda gibi görür.
Avignonlu Kızlar tablosunu ilk yaptığında gören bazı arkadaşları ona “Felsefi Kerhane” adını takmışlar.
Sanatçının Mavi Dönemi’ni başlatan şaheserdir bu.
Ama bu eserin arkasında da tıpkı Renoir’ın tablosu gibi trajik bir başlangıç hikâyesi var.
Yani bu valiz gerçekten Picasso’nun o valizi mi?
Bedri büyük ve çok heyecanlı bir hikâye anlatıcısı…
Sergi, bu tablonun etrafında Picasso’nun en önemli yıllarının hikâyesi.
Bedri bunu........
