İstanbul’un Dubai olmasına gerek yok, yakışanı yapsın yeter
Geçen hafta savaş nedeniyle Ortadoğu’dan kaçan sermayeyi İstanbul ve Türkiye’nin önde gelen şehirlerinin kapıp kapamayacağı üzerine oldukça eğlenceli, zaman zaman da derinliksiz tartışmalara şahit olduk.
Özellikle “finans merkezi olmak için önce hukukun üstünlüğü gerekir” diyenlerin aslında adaletin herkese eşit dağılmasını kast ettiğini pek anlamayanların “BAE’de demokrasi mi var?” gibi anlamsız tepkiler verdiğini gördük. Halbuki anlatılmak istenen şuydu:
BAE, Katar, Bahreyn ve Suudi Arabistan’ın zaten demokrasi iddiası yok. Kuruluş felsefeleri de özgür iradeye dayanmıyor zaten. Sadece koydukları kuralları saatte bir değiştirmiyorlar. Yani yerlisi yabancısı başına geleceğin ne olduğunu biliyor. Petrol, doğalgaz, gayrimenkul, turizm ve ticaret üzerine kurulu düzende oldukça sert ve etkili bir asayiş düzeni var. Suç işleme oranları bu sebeple düşük, yabancı ülkelerden gelenler kurallara uyarlarsa başlarına bir şey gelmeyeceğini bilmiyorlar.
Mesele binalardan ibaret olsaydı kolayca çözerdik
Türkiye ise laik, demokratik bir hukuk devleti olarak kurulduğu için bazılarına Batı hukuku kafası kızdığı zaman şeriat hükümlerini uygulamıyor. Dolayısıyla Türkiye’nin hukuk düzeni uluslararası sermaye için daha uygun. Ancak çok sık kural ve kanun değiştirdiği için kimse başına ne geleceğini tam olarak bilemiyor. Bunun yanında anlamsız bir yüksek faiz-düşük kur politikası ile yabancıların bile pahalı bulduğu bir ülke haline gelmiş. Benzin fiyatından market fiyatına kadar her şey Avrupa ortalamalarının üzerinde. Ayrıca enflasyonun gerçek sebepleriyle değil sonuçlarıyla uğraşıldığı için hayat pahalılığı altında ezilen ücretler düşük kur sebebi ile Euro cinsinden yabancıları caydıracak hale gelmiş. Dolayısıyla mesele binalardan ibaret olsaydı kolayca çözerdik meseleyi. Yine de objektif şekilde ele almakta fayda var.
Sorumuzu hatırlayalım: Dubai, Doha ve Bahreyn kısa ya da orta vadede “riskli bölge” algısıyla yıpranırsa, Türkiye’de İstanbul başta olmak üzere Ankara, İzmir ve Antalya bu boşluğu doldurabilir mi? Kısa cevap şu: Türkiye fırsat yakalayabilir, ama doğrudan Körfez’in yerini alamaz. Çünkü finans merkezleri yalnızca gökdelen, havalimanı ve lüks konuttan ibaret değil; hukuk, vergi, sermaye piyasası derinliği, iletişim altyapısı, fuarcılık ve yaşam kalitesinin birleşimi. Dubai’nin son yıllarda finans ve turizmde ürettiği ölçek, bunun ne kadar kurumsal bir iş olduğunu gösteriyor. Geçen yılın sonunda Dubai 1.052 finansal şirkete, 500’ün üzerinde varlık ve servet yönetim şirketine ve 1.677 Yapay zeka/Fintech kuruluşuna ulaşmış. Ayrıca Dubai’nin finans merkezinin yaklaşık 7.700 şirket ve 48 bine yakın çalışanla 2020’ye göre iki kattan fazla büyüdüğünü görüyoruz.
Turizm ve yaşam kalitesi tarafında Türkiye’nin şehir bazlı üstünlüğü daha belirgin. Dubai 2025’te 19,6 milyon uluslararası ziyaretçi ve 95,2 milyon havalimanı yolcusu ile gücünü sürdürdü. Katar, 2025’te 5,1 milyon uluslararası ziyaretçi ağırladı; konaklama sayısı 10,8 milyonun üzerine çıktı ve doluluk oranı q oldu. Türkiye tarafında ise Antalya 2025’i 17,1 milyon ziyaretçi ile kapattı; havalimanı 39,16 milyon yolcu taşıdı. İstanbul’da 2025 boyunca yabancı ziyaretçi sayısının 18,97 milyona ulaştığı, 2024’e göre artışın sürdüğü bakanlık kaynaklı istatistiklerde görülüyor. Yani Türkiye’nin şehirleri, özellikle İstanbul ve Antalya ekseninde, turizm ve iş seyahati kapasitesi bakımından Körfez’le yarışabilecek bir ölçeğe ulaşmış durumda. Bu çok önemli; çünkü sermaye önce güvenli erişim ve yaşanabilirlik arar, sonra vergi oranına........
