Cumhuriyetin eseri şeker sanayisinin 100. yılı
Geçen hafta, Kayseri Şeker’in ev sahipliğinde, Agro TV iş birliğiyle 1-3 Eylül tarihlerinde düzenlenen Pancar Festivali-Panfest 2026 etkinlikleri için Kayseri’deydik. Hem konuşma yaptım hem de gün boyu yapılan konuşmaları dinledim. Stantları gezerek sektör temsilcileriyle, üreticilerle sohbet ettik. Şeker pancarı hasat sezonu öncesinde beklentileri, geleceğe ilişkin hedefleri konuştuk.
Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk sanayileşme hamlesi olan şeker fabrikalarının üretime başlamasının üzerinden tam 100 yıl geçti. Türkiye Şeker Fabrikaları’nın 8-10 Nisan’da düzenlediği “100. Yılında Şeker Sektörü Sempozyumu ve Çalıştayı” dışında konu pek gündeme gelmedi.
Kayseri’de düzenlenen Panfest 2026’da konuşma yapmam istenince, bu konuyu gündeme getirmek üzere “100. Yılında Şeker Sektöründe Güncel Gelişmeler” başlığını seçtim.
Güncel gelişmeleri, Kayseri’deki konuşmaları, izlenimlerimi anlatmadan önce şekerle ilgili bazı temel bilgileri ve Türkiye şeker sanayisinin 100 yılda nereden nereye geldiğini anlatmam gerekiyor.
Şekerin Hindistan’dan dünyaya yayılışı
Dünyada şekerin öyküsü şeker kamışı ile başlar. Anavatanı Hindistan olarak bilinir. Şeker kamışı özünün kaynatılarak katı şeker elde edilmesi öğretisi, milattan sonra 7’nci yüzyılda Hindistan, İran, Mısır ve oradan da Arabistan’a giden bir yol izlemiştir. Milattan sonra 10’uncu yüzyılda Venedik’in şekerle tanışmasından sonra, Avrupa’daki şeker ticareti el değiştirerek Araplardan Venediklilerin eline geçmiştir.
Coğrafi keşifler şekerin seyrini de değiştirmiştir. 15’inci yüzyılda Amerika’nın keşfinin ardından Kristof Kolomb’un St. Domingo’ya götürmüş olduğu şeker kamışı fideleri bölgeye uyum göstermiş, Küba, Porto Riko ekseninde hızla gelişmiş ve kristal şeker üretimi bile yapılmıştır. Amerika kıtasından şekerin en fazla tüketildiği kıta olan Avrupa’ya şeker ihracatı da yapılmaya başlanmış, aralarında İngiltere, Fransa, Hollanda ve Almanya’nın da bulunduğu ülkelerde Avrupa’nın ilk şeker rafinerileri kurulmuştur. Asya’nın doğusundan çıkan ve batıda yeni keşfedilen kıtaya kadar uzanan şeker, 17. yüzyılda artık tüm dünyada tanınan bir ürün hâline gelmiştir.
Tatlandırıcı talebi 3 kaynaktan sağlanıyor
Dünya tatlandırıcı talebi 3 kaynaktan sağlanıyor. Bunlardan ikisi kalorili tatlandırıcılar olarak adlandırılan sakaroz ve nişasta bazlı şeker. Diğeri ise kalorisiz tatlandırıcılar olarak adlandırılan ve şekerin yerini almak üzere kimyasallardan yapay olarak üretilen yüksek yoğunluklu tatlandırıcılardır.
Sakaroz kökenli şekerler, pancar ve kamıştan, nişasta bazlı şekerler ise mısır, buğday ve patates gibi nişasta içeren ürünlerden elde ediliyor. Sakaroz kökenli şeker üretimine bakıldığında 2025-2026 sezonu itibarıyla dünya şeker üretiminin yüzde 78,4’ü şeker kamışından, yüzde 21,6’sı şeker pancarından elde ediliyor.
Türkiye Şeker Fabrikaları’nın “2025 Sektör Raporu”na göre, dünya şeker üretimi 2025-2026 sezonu itibarıyla 181 milyon 287 bin ton, tüketim ise 180 milyon 69 bin ton civarında. Sakaroz kökenli şeker üretiminin 142,1 milyon tonu şeker kamışından, 39,2 milyon tonu ise şeker pancarından elde edilmesi bekleniyor.
Dünya şekerinin yüzde 80’ini 15 ülke üretiyor
Dünyanın en büyük şeker üreticileri sırasıyla Brezilya, Hindistan, Çin, Tayland, Amerika Birleşik Devletleri ve Rusya. Türkiye, dünya üretiminde 13. sırada yer alıyor. İlk 15 ülke dünya şeker üretiminin yaklaşık yüzde 80’ini üretiyor.
Pancardan şeker üreten ülkeler ise sırasıyla Rusya, Amerika Birleşik Devletleri, Fransa, Almanya, Türkiye, Polonya, Mısır, Ukrayna, Hollanda ve Birleşik Krallık. Bu ülkeler pancar şekeri üretiminin yüzde 77,5’ini üretiyor.
Türkiye’de şeker sanayisi 100 yıl önce kuruldu
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu yıllarda ülkenin şeker ihtiyacı ithalatla karşılanıyordu. Şeker üretimi konusunda bazı girişimler olsa da üretim yoktu.
Ulusal Bağımsızlık Savaşı kazanılırken Mustafa Kemal Atatürk asıl bağımsızlığın ekonomik bağımsızlık olduğunu biliyor ve bunu dile getiriyordu. Cumhuriyet ilan edilmeden İzmir’de düzenlenen İktisat Kongresi ile ekonomik bağımsızlık için bir yol haritası çizildi. O yol haritasının özü, Atatürk’ün “Milli Ekonominin temeli ziraattır” ve “Ülkenin gerçek sahibi ve efendisi, hakiki müstahsil olan köylüdür” sözlerinde yer alır. Amaç, yüzde 80’i köylü olan nüfusu tarımda üretken bir yapıya kavuşturmaktır. Bu nedenle Atatürk, Ankara’da “ot bitmez”........
