menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

YABANCILIĞIN ETİĞİ: ERTAN MISIRLI’NIN ŞİİRİNDE DEĞİŞİM, İNSAN VE TOPLUM

20 0
24.03.2026

Giriş: Yabancıya Dönüşen Şiir ve Değişim Meselesi

“Son yıllarda şiirimizde insan olmadığı gibi toplum da yok ne yazık ki…” diyen Ertan Mısırlı, yalnızca bir eleştiri getirmez; aynı zamanda çağdaş Türkçe şiirin varoluş koşullarını sorgular. Ben Sizin Yabancınızım, bu sorgunun hem poetik hem etik düzlemde yürütüldüğü bir metin olarak okunmalıdır. Turgut Uyar Şiir Yarışması’nda Birincilik Ödülü’ne layık görülen kitap, bir şiir toplamından çok, bir şiir düşüncesi ve şiir krizi metnidir.

Bu bağlamda Turgut Uyar’ın “Evet, değişmek. Anlamlı bir yaşama için değişmek. Bu bir ölüm kalım sorunudur…” sözü, Mısırlı’nın poetikasını anlamak için anahtar bir cümle hâline gelir. Çünkü bu kitapta değişim, yalnızca bir yenilenme değil; bir kırılma, bir yüzleşme ve çoğu zaman bir yıkım olarak karşımıza çıkar.

Mısırlı’nın şiiri, modern insanın hem kendine hem topluma yabancılaştığı bir çağda, bu yabancılaşmayı estetize etmek yerine teşhir eder. Şiir, burada bir güzellik alanı değil; bir rahatsızlık alanıdır.

I. Hafızanın Çöküşü ve Varoluşsal Boşluk

Kitabın açılışındaki dizeler, doğrudan bir kayıp duygusu ve ontolojik boşlukla karşılar okuru:

“kuşlardan kalma bir boşluktu uçmak / yere düşen bulut sessizliği ayrılık / yıllar geçtikçe anılar da soluyor / sonsuz uykunun eşiğinde – (s.11)”

Burada “uçmak” eylemi, artık deneyimsel bir gerçeklik değil, bir kalıntı, bir yokluk izidir. Anılar bile zamanla silinmekte, hafıza çözülmektedir. Aynı sayfadaki şu dizeler, bu çözülmeyi duygusal bir eksilme olarak derinleştirir:

“bir salıncaktı hani aşk / gövdemizde sallanıp duran / şimdi hangi yüreğin ormanında / beni budamaktasın ey hayat! – (s.11)”

Aşkın hareketten kesilmeye evrilmesi, yaşamın üretken değil tüketici bir güç olarak deneyimlenmesine işaret eder. Bu, Uyar’ın “değişim” kavramını tersyüz eden bir değişimdir: gelişme değil, eksilme…

II. Parçalanmış Özne ve Yarım Kalan Anlam

Mısırlı’nın şiirinde özne sabit değildir; sürekli yerinden edilir, parçalanır:

“bir çivi daha düşüyor ahşaptan, / ömrüm yer değiştiriyor / ölü kuşları süpürüyorum – (s.14)”

Burada hayat, sağlam bir yapı değil, çözülmekte olan bir nesnedir. Şair, bu çözülmenin tanığı ve temizlik işçisi gibidir. Aynı parçalanma dil düzeyinde de görünür:

“kapı aralığındaki / yarı arzulu dudaklar gibi / yarım kalmıştı / bütün cevaplar – (s.15)”

Bu dizeler, yalnızca duygusal bir eksikliği değil, anlamın kendisinin yarım kalmasını ifade eder. Artık cevaplar bile tamamlanamaz durumdadır.

III. Aile, Bellek ve İçsel Gömü

Kitapta aile, koruyucu bir yapıdan çok bastırmanın ve gömmenin mekânıdır:

“babalar / çocuklarını içlerine gömerler / ateşe su dökme / ruhunu incitirsin – (s.16)”

Bu dizeler, kuşaklar arası sarsıntıyı ve duyguların bastırılmasını yoğun bir şekilde ifade eder. Anne figürü ise kayıp ve yıkım üzerinden kurulur:

“bütün yapraklar döküldüğünde / eve döneceğine söz vermiştin anne / dönmedin, o ağacı yaktım / anne sütü rengiydi kalbim öldüğünde – (s. 34)”

Anneyle doğa arasındaki özdeşlik, kaybın doğaya yönelen bir şiddete dönüşmesiyle kırılır.

IV. Şiirin Kendini Sorgulaması: Poetika Olarak Yabancılaşma

Mısırlı’nın şiiri, kendi varlık koşullarını da sorgular:

“çaylak sığırcıklar gibi deli cesareti istiyor hayat / şairler sözcüklerin kuryeleridir… – (s.17)”

Şair, burada yaratıcı bir özne olmaktan çıkar, yalnızca taşıyıcıya dönüşür. Daha açık bir poetika ise şu dizelerde belirir:

“kalbim! / sen ihmal edilmiş bir şairsin / akılsız bir başkaldırı, akıllı bir itaatten iyidir / şaşırtıcı, yabancılaştırıcı ve yüzleştirici değilse şiir / kuru tıraşın hikâyesi! – (s.28)”

Bu yaklaşım, şiirin temel işlevini “yabancılaştırma” ve “yüzleştirme” olarak tanımlar.

V. Toplum, Devlet ve Kimlik: Şiirin Politik Düzlemi

Kitapta bireysel kriz, giderek toplumsal eleştiriye dönüşür:

“cumhuriyetin bütün kedileri kara / kadınları solgun / şairleri tamahkâr! – (s. 41)”

Bu dize, idealler ile gerçeklik arasındaki uçurumu ironik bir biçimde ifade eder. Daha sert bir politik ton ise şu dizelerde ortaya çıkar:

“uykuda siliniyor hafızalarımız hafızlar eliyle / dramatik aryalar gibi / devlet acı vermenin sürekliliğidir / senin taşımayı reddettiğin kimliğini / ben niye taşıdım bunca yıldır tanrım? / Ermeni’ydim aleviydim Kürt’tüm… / şiddet, sesini duyuramayanların sesiydi içimde – (s.75)”

Bu, şiirin tanıklık işlevini üstlendiği andır.

VI. Ölüm, İntihar ve Varoluşsal Sınır

Mısırlı’nın şiirinde ölüm, sürekli geri dönen bir temadır:

“otopsi bitti / kaybolmuş mezarlarda buldum gerçek sevgileri / duvar diplerine sürüklenmiş / aşınmış bir........

© Ek Dergi