menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

NURETTİN BELİKIRIK: “NEDEN SORUSU, YAPTIĞIM RESİMLERİMİM BİR İFADESİ OLARAK ORADA DURUYOR.”

5 0
20.04.2026

SÖYLEŞİ: Nur Akalın-Ertekin Akpınar

Öğrenim hayatınızdan başlamak istiyoruz. Bize bulunduğunuz çevreyle beraber o yıllardan söz eder misiniz?

1970, İstanbul doğumluyum. Çocukluğum, Bakırköy semtinde geçti. Sanatın farklı alanlarına ilgi duyan bir çocuktum.

Farklı derken neyi kastediyorsunuz?

Örneğin, bir çiçeği elime alırdım. Dakikalarca ona bakardım. Bir ağaca da öyle. Kısacası, tembel bir çocuktum. Ataköy Lisesi’nde, derslerimden hep kalırdım. Güzel Sanatlar Bölümü’nü seçme imkanım yoktu çünkü resim dersinden bile sınıfta kalırdım.

Neden?

Kurallara karşıydım. Hala da öyle. Kimse bana kurallarını dayatamaz. Oysa yaptığım resimleri beğeniyordum ama öğretmenim beğenmiyordu. Dolayısıyla güzel sanatları seçme şansım yoktu.

Peki resme başlamanız nasıl oldu?

Bir hastalık geçiriyorum.

Sakıncası yoksa, hastalığınızla ilgili size konan teşhis nedir?

Pankreas kanseri. Hastalığımın bu uzun sürecinde, dağınık bir haldeydim. O sırada Ordu’da, bir bijuteri dükkanım vardı. Canım çok sıkılıyordu. Resimler yapıyordum. Hayatla kurduğum ilişkiyi, ilgimi; renklere, tuvallere bırakmıştım. Zihnim, kanayan bir yara gibiydi. Resim yapmam, bir can sıkıntısı değildi. Bijuteri dükkanımda zaman geçiyordum. Dükkanıma gelen bir kişi tablolarıma bakıp, yaptığım resimleri beğendi. Yaptığım resmin beğenilmesi, o an ruhumu okşamıştı.

“EVDEKİLER, YERDE YAPTIĞIM RESMİNİM ÜZERİNE BASIP GEÇMİŞLER. YAPTIĞIM RESMİ O HALİYLE ÇOK BEĞENİP, ÇERÇEVE YAPTIRDIM. DÜKKANIMA ASTIM. SATILAN İLK RESMİM OYDU. KENDİMİ O AN, BULMUŞTUM.”

Yaptığınız resimlerinizi beğeniyor muydunuz?

Sanatçının egosu olmalı değil mi? Egosu olmayan bir sanatçı mı var? Yaptığım resmimi beğenip beğenmeme konusuna gelince yanıtım ne; bilmiyorum. Gerçekten, bilmiyorum. Resimlerimi bazen evimde de yerlerde yapıyordum. Bizimkiler farkında olmadan yaptığım resmin üzerine basıp geçmişler. O haliyle, resme baktığımda çok beğendim. Hatta çerçeve yapıp, o resmimi dükkanıma astım. O resim, satıldı. O benim, ilk kendimi bulduğum an oldu. Mutlu oldum.

Peki sonrası?

Bu arada, İstanbul’a gidip kemoterapi alıyordum. Bir taraftan, resim yapmaya devam ediyordum. Tabii, yaptığım resimler birikti. Bir arkadaşım, sergi açma teklifinde bulundu. İlk sergim, Beşiktaş Kültür Merkezi’de açıldı. Orada da, yirmi iki tablom satıldı. Düşünsenize, kendimi beğenmiyorum. Üstelik, alaylıyım. Resimlerim satılıyor. Süreç böyle devam ediyordu. Bundan mutlu oluyordum ama bir taraftan da, canım sıkılıyordu, üstelik bedenimde benimle yaşayan bir hastalığım vardı, gidip Ayvalık’a yerleştim.

Ayvalık’a gelmeden önce ilk ve ortaöğrenimize geri dönmek istiyorum. Orası yarım kaldı. O dönem, sosyal çevreniz nasıldı?

Bakırköy’de, Sinema 74 vardı. Her cumartesi günü orada film izlerdim. Öyle aman aman bir sosyal çevrem yoktu. Neşeli ama yalnız bir çocuktum. Bütün klasik romanları okuyordum. Söylediğim gibi öğrenim hayatım boyunca, tembel bir öğrenciydim. Öğretmenlerimin sevmemesi gereken ama sevimli bir öğrenciydim. Oyun çocuğuydum.

Hastalığınız sonrasında, resme yöneldiğinizi söylediniz. O süreci biraz anlatır mısınız? O nasıl oldu? İzninizle bir örnekleme yapayım, Marcel Proust’un, madlen kurabiyesini ıhlamur çayına batırıp yemesiyle geçmişin kokularının, tatlarının canladığı bilinç akışı tekniğini romanlarında ifade eder. Söylemek istediğim şey şu; hastalığınız, resim yapmanınızı mı tetikledi?

Yaptığım işlerde, kendime, “ben, bu işi yapmalıyım” diye hiçbir şeyi dayatmadım. Bana direktif verilmesinden hiç hoşlanmadım. Hoşlanmam da. Dedim ya, kuralları sevmem, sevmiyorum. Kendimi beğendiğimin farkında değildim. Ne zaman tablolarım satılmaya başladı. “Ne oluyor ya? İnsanlar, resimlerimi neden seviyor? Ne buluyorlar?” demeye başladım. Durdum ve kendime baktım bir süre. Renkleri seviyorum. Bakışı, önemsiyorum. Hastalığımı kısacası derdimi, resimlerimle tedavi etmeye başladım diyelim. [bir süre........

© Ek Dergi