menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Hatice Akalın Açoğlu yazdı: Yürümek ve Tante Rosa Romanlarında Kadınca Bilmeyişlerin Yankısı

21 0
22.08.2026

Canlı Yayın Tekrarları

Popüler Kültür Tiyatro Sinema Müzik

Hatice Akalın Açoğlu yazdı: Yürümek ve Tante Rosa Romanlarında Kadınca Bilmeyişlerin Yankısı

Edebiyat Burada · 22 Ağustos 2026 • 14 Dakika 47 Saniye · 0 yorum

Edebiyatımızın önemli kalemlerinden Sevgi Soysal (1936-1976) Selanik göçmeni bir baba ve Alman asıllı bir annenin çocuğudur. Annesinin Alman oluşu, yazarın kişisel ve mesleki hayatına etki etmiş önemli bir ayrıntıdır. Sevgi Soysal, orta ve yükseköğrenimini Ankara’da tamamladı. Bu şehrin Soysal’ın yazın hayatındaki yeri de her daim ayrı oldu. Öykü ve yazıları dergilerde yayımlanan yazar, tiyatro oyunları da kaleme aldı. Ayrıca Ankara Radyosu’nda ve TRT’de çalıştı. Yazımıza konu olan romanlarından Yürümek(1970) ile önce TRT Sanat Ödülleri Yarışması Başarı Ödülü’nü kazandı. Fakat ne acıdır ki sonrasında aynı romana açılan soruşturma sebebiyle TRT’deki işinden ayrılmak zorunda kaldı.[1]

Özdemir Nutku, Başar Sabuncu ve Mümtaz Soysal ile yaptığı evliliklerden üç çocuğu olan Sevgi Soysal’ın eserleri incelendiğinde karakterlerinin maceraları ile kendi öz yaşam öyküsünün yer yer paralellikler gösterdiği gözlenebilir. Yazarın evlilikleri, arayışları, kadın mücadelesini içselleştirmesi gibi noktalarda metinlerle yazarın yaşamına ilişkin paralelliklerin yakalanabilmesi Sevgi Soysal metinlerini anlayabilmek açısından bize fayda sağlayacaktır. Yazar yakalandığı kanser hastalığını yenememiş ve 22 Kasım 1976’da İstanbul’da hayatını kaybetmiştir. Bu erken vedanın ardından Sevgi Soysal, anlaşılmayı bekleyen, ince duyarlılıkların anlatıcısı bir yazar olarak akıllarda yer etmiştir. Ayrıca, inadı ve direnişiyle kadınlığın ülkemizdeki açmazlarını da dile dökebilme cesareti göstermiş, içerik ve üslup yönünden kendi rengini yakalayabilmiş, bize farklı türlerde kaleme alınmış onlarca metin bırakmıştır.

Yazarın, üzerine fikir beyan edilesi birçok eseri bulunmaktadır. Fakat belirli bir eksende kalabilmek ve yazarın karakterlerine derinlemesine yaklaşabilmek adına bu yazıda Tante Rosa(1968) ve Yürümek(1970) romanları üzerinde durulacaktır. Sevgi Soysal’ın teyzesi Rosel’in kişiliğinden yola çıkarak kaleme aldığı Tante Rosa, birbiriyle ilintili on iki hikâyeden oluşmaktadır fakat yine bu ilintili yapısı gereği kitap, roman türüne daha yakın kabul edilmiştir. Yazarın ilk romanı Yürümek ise Ela karakterinin merkezde olduğu, kadınların bireysel ve toplumsal alanda sürdürdüğü mücadeleye sırtını yaslamış bir romandır. Bu yazıda Tante Rosa ve Ela başta olmak üzere kitaplardaki kadın karakterler üzerinden toplumsal cinsiyet rollerinin inşası ve bunun kadın cinselliğine olan etkisi incelenecek; ayrıca Sevgi Soysal ve onun kadın karakterleri için yürümek kavramının ne anlama geldiği irdelenecektir. Buna ek olarak bahsi geçen eserlerde yazarın tercih ettiği üslup özelliklerine değinilecektir.

Cinsiyet Rollerinin İnşası ve Bunun Kadın Cinselliğine Etkisi

Sevgi Soysal, hayatı algılayışı ve bunu eserlerine yansıtışı bakımından edebiyatımızın dikkat çeken yazarlarındandır. Başta Tante Rosa ve Ela karakterleri olmak üzere yazarın hayat verdiği kadın karakterlerin birtakım ortak özellikleri vardır. Toplumsal normları kabul etmeyen, bulundukları yere kök salamayan ve her daim bir arayış içerisinde olan, hayal ve hakikat arasında yer yer sıkışan, kendini çıkmazda hisseden kişilerdir onlar. Yazarın kadın karakterlerinin maceralarına yakından bakıldığında aslında Soysal’ın üzerinde durmak istediği temel izleklerden birinin de çocukluk olduğu gözlemlenir. Çünkü kişi, dünyaya geldiği ilk andan beri bir topluluğun üyesi olagelmiştir ve anne, aile, toplum olarak da sıralayabileceğimiz bu toplumsal ilişkiler ağı kişiyi olduğu kişi yapar. Çocukluk da bu yolculuğun başlangıcı ve en önemli merhalesi diye yorumlanabilir. Hemen hemen her toplumda çocukluk, oyunlar ve sosyal öğrenme aracılığıyla toplumsal kimliklerin inşa sürecinin başladığı süreç olarak kabul edilir. Sevgi Soysal da eserlerinde kadın kimliğinin oluşumuna dair yorumlarını çocukluk ve aile kavramlarının kabulleri üzerinden okura sunar.

İki romanda da karşımıza genç kızların okuduğu dergiler çıkar. Bu açıdan bahsi geçen dergilerin karakterlere etkisini deşmekte fayda vardır. Tante Rosa’daki “Sizlerle Başbaşa” dergisiyle Yürümek romanında Şenel’in annesinden aşırıp gizlice okuduğu “Yıldız” dergisi aslında aynı şeye işaret etmektedir. Tante Rosa da Şenel de genç kızlığa adım attıkları dönemlerde kadınlığı bu dergiler aracılığıyla öğrenirler. Bu dergilerde sunulan kadın profili Tante Rosa ve Şenel’in gerçeklikten kopuk bir hayat algısı inşa etmesine sebep olur. Her daim nesne konumunda olan kadın figürü, bu dergiler aracılığıyla toplumda kendine yer bulur. “Bir de Sizlerle Başbaşa dergisidir Rosa. Bu bir İncil’dir, bir Tevrat’tır, kutsal kitaptır. İçinde şöyle yazan bir kutsal yalan… ‘ ve genç adam kadını kucakladı, kadının şah dişi kokusu…’ Tante Rosa, bütün gerçekleri yaşamak ama yine de Sizlerle Başbaşa dergisine kanmak demekti.”[2] Tante Rosa, bu dergilerde çizilen kadın siluetini gerçek zanneder. Sevgi Soysal Tante üzerinden tüm kadınlara seslenir, kadınlık bir prenseslik hayali değildir!

Yürümek romanında iki farklı aile yapısının üyelerini temsilen karşımıza Ela ve Şenel çıkar. Her ne kadar yazarın böyle bir beyanı olmasa da Ela, çoğu özelliği ve yaşam serüveni ile Sevgi Soysal’ın kendisidir. Ela ve Şenel’in genç kızlığa adım atışları, Türkiye’deki aile yapılarına dikkat çekmek bakımından okura zengin bir bakış sunar. Ela’nın kız çocukları için uygun görülen davranışlar listesi ile Şenel’inki birbirinden çok farklıdır. Alman annesinin sıkı terbiyesinden geçen Ela genç kızlığa/ kadınlığa dair kabulleri ilkin annesinden öğrenir. Toplum tarafından makbul görülen davranışları sergilemeye çalışır fakat bu noktada arkadaşı Şenel ona bambaşka bir dünyadan seslenir. Sevgi Soysal, bu iki karakterler ile kadınları yöneten ayıp, yasak, günah üçgeninin çehresini de bize sunmuş olur. Şenel, Ela’nın annesinin ayıp olarak belirlediği çoğu şeyi yapabilmektedir. Burada, Ela’nın zihninde doğru ve yanlış kavramlarına dair bir karmaşa yaşanır. Şenel, “Yıldız” okuyabilmektedir. Kadınlığın öğrenildiği temel yayın organlarından birini temsil eden bu dergi, popüler kültürün bir uzantısı olarak kabul edilebilir. Şenel, tıpkı annesi gibi, bu dergiyi okuduğunda kadın olabileceğini düşünür. Bu iki genç kız arasındaki bir başka çekişme ise âdet görmeleri üzerinedir. Şenel bu hususta da Ela’ya karşı bir üstünlük kurmak ister. Ela kendini çocuk gibi hissederken Şenel bahsi geçen sebeplerden dolayı kendini genç kız statüsünde görür.

Yazar; ayıp, yasak ve günah kavramlarını romanda Ela ile Şenel’in yakınlaşmaları aracılığıyla da irdeler. Ela ile Şenel doktorculuk adı altında ilk cinsel deneyimlerini birbirleriyle yaşarlar. Bu, Ela için adını koyamadığı ve onu tedirgin eden bir oyunken Şenel’in daha korkusuz ve vurdumduymaz tavrı karşısında kız çocuklarına ailede öğretilen kuralların nasıl da farklı olabileceğini görür ve şaşırır. “Niçin kızmıyor Şenel’in anası? Niçin yakalamıyor? Bu oyunun suç olduğunu niçin bilmiyor ya da bilip aldırmıyor? Sakınmıyor, utanmıyor, niçin?”[3] Ela böyle düşünürken onun korkularının Şenel’de hiçbir karşılığı yoktur. Bu bölümlerde yazar, Ela’nın kabul edilme arzusuyla Şenel’in isteklerini gönülsüz de olsa yerine getirdiğini bize gösterir.

Tante Rosa ise rahibe okulunda kendi bedenine ve arzularına dair bir körleştirilmeye maruz kalır. Buradaki rahibeler, bedenin hiçbir arzusunun karşılanmaması gerektiğini Rosa’ya öğretmeye çalışırlar. “Schwester Maria, ‘Su içiyorsun durup dururken, sen arzularına gem vuramayan günahkâr bir kızsın,’ dedi, ‘içini öldürmeyi bilmiyorsun,” ve “Tante Rosa, rahibe okulunda vücudunun kötü bir şey olduğunu öğrendi.”[4] Bu sözleri kabul etmek istemez Tante Rosa, küçük yaşta olmasına rağmen ona dayatılmaya........

© Edebiyat Burada