Sanayi politikası modasının geri dönüşü
Eski neoliberal düzen artık geçerli değil. İşlemez hale gelmiş bu düzenin kurucu ve yürütücü aktörlerinin pusulaları artık şaşmış durumda. Eski düzene aynen geri dönüş mümkün değil. Çözüm, yüzyıllardır denenmiş ve vazgeçilmiş politikalar da değil.
Geçen yazıda Ukrayna ve İran savaşları yüzünden birçok ülkede dışa bağımlılığı azaltma ihtiyacının gündeme geldiğini yazmıştım. Dışa bağımlılığı azaltma çabası sanayi politikası kavramının da popülaritesini arttırdı.
On yıllardır ekonomik politika basit bir formüle dayanıyordu: Hükümetler makroekonomik istikrarı gözetir, piyasaya müdahale etmez ama piyasaların düzgün işlemesi için düzenleyici çerçeveyi sağlar ve hukukun üstünlüğü ilkesini gözetirdi. Özelleştirme, serbestleştirme ve deregülasyon terimleriyle özetlenen neoliberal söylemde sanayi politikasına yer yoktu.
Serbestleşmenin yerini tarife savaşlarına, deregülasyonun yerini güvenlik odaklı regülasyonlara, özelleştirmenin yerini yönlendirici kamu yatırımlarına bıraktığı günümüzde ise artık hükümetler hakem rolünden çıkıp sanayi politikası araçlarına dört elle sarılır hale geldiler.
Öyle ki Dünya Bankası Mart ayında yayımladığı “Industrial Policy for Development: Approaches in the 21st Century” başlıklı raporuyla gelişmekte olan ülkeler için sanayi politikası uygulama rehberi hazırladı. Şimdiye kadar ilkesel olarak sektör gözetmeyen projelere kredi sağlayan, hatta 20. yüzyılda ülkelerin mevcut sanayi politikası uygulamalarını geri çevirmek amacıyla kredi veren Dünya Bankası ne oldu da politika değiştirdi? Üstelik raporun içinde kurum görevlilerinin bu politikalara pek de ikna olmadığı not edilmiş iken.
Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim: Dünya Bankası’nın aynı anda hem sanayi politikasına karşı şartlar koşup hem de sanayi politikası rehberi yayımlaması kurumsal bir tutarsızlıktan öte siyasi bir çıkmaza işaret ediyor. Çünkü eski neoliberal düzen artık geçerli değil. İşlemez hale gelmiş bu düzenin kurucu ve........
