İran savaşının ekonomik sonuçları
2008’de küresel resesyon, 2020’de pandemi, 2022’de Rusya’nın Ukrayna’yı işgaliyle başlayan savaş derken, dünya ekonomisi toparlanma fırsatı bulamadan sorun üzerine sorunla karşılaşıyor. İran savaşı bu zincirin son halkası oldu.
İran savaşı başlayalı dört hafta oldu. Petrol fiyatlarındaki tırmanmanın etkisini ceplerimizde hissediyoruz. Aslında küresel piyasalarda çok daha sert fiyat artışları olması gerekirdi. Ancak savaşın uzamayacağı beklentisi fiyatların daha da yükselmesini engelliyor. Fakat savaşın kısa sürede nasıl bitebileceği hiç belli değil. Bu da dünya ekonomisine ilişkin risklerin daha da yükselebileceği anlamına geliyor. Daha şimdiden, İran’daki savaşın yol açtığı kriz, Uluslararası Enerji Ajansı Başkanı Fatih Birol’a göre, tarihteki en büyük küresel enerji güvenliği krizi.
Meşhur sözdür: “Savaşta önce gerçekler ölür”. Yani duyduğumuz hangi yorumun doğru olduğunu bilemeyiz. Ne İran’ın, ne İsrail’in ne de Amerika’nın gerçek niyetlerini ve savaş kapasitelerini doğru bilme şansımız var. Hele bugün söylediğini yarın geri alan Trump söz konusu olduğunda, bu savaşın ne zaman ve nasıl biteceğini öngöremiyoruz.
Uluslararası yayınlarda da aynı belirsizliğin izlerini görmek mümkün. Durum öngörülemez olunca herkes kendi meşrebince bir yorum yapıyor ve bu nedenle aynı mecrada bile birbiriyle çelişen bir dizi yorumu okumak mümkün.
Arz yetersizliği aylarca devam edecek
Tüm bu bilinemezlik bir tarafa, savaş şimdiden dünya ekonomisinde ciddi bir hasara yol açtı. Çünkü savaş birkaç gün içinde bitse bile küresel petrol ve gaz piyasalarında arz yetersizliği aylarca devam edecek. Petrol ve gaz tesislerini herhangi bir fabrika gibi bir gün içinde çalıştırmaya başlamak mümkün değil. Zarar gören tesislerin yeniden ayağa kaldırılması uzun zaman alacak. İran’da Körfez bölgesinde hasar gören enerji altyapısının onarılması yılları bulacak.
Hürmüz boğazının fiilen kapanması, küresel enerji piyasalarını felç etti. Ama savaşın etkisi sadece enerji piyasaları ile sınırlı değil. Çünkü helyum, brom ve sülfür ticaretinde de körfezin payı çok yüksek. Bu yüzden petrokimya, gübre, ilaç, gıda ve çip üretimi dahil olmak üzere çok sayıda sektör sekteye uğruyor.
Basra körfezi ve Süveyş kanalının kullanılmaması ticaret yollarını uzatacak ve maliyetleri artıracak. Savaş bittikten sonra gemi ticaretinin yeniden körfeze dönmesi de ayları bulabilecek.
Dünya bu sorunlara şimdilik çok şiddetli tepki vermiyor çünkü henüz stoklar üretim kesintisi yaşanmasını engelliyor. Ancak savaş Nisan ayından öteye uzarsa enerji, emtia ve ulaştırma fiyatlarında yaşanacak artışlar enflasyonu körüklerken kritik hammaddelerde belirginleşecek tedarik sıkıntıları üretim düşüşlerine yol açacak. Ayrıca fiyat artışları ile mücadele etmek için faiz oranlarının yüksek tutulması da genelde büyümeyi sınırlayacak. Bütün bu gelişmeler finansal istikrarı bozacak.
Yani zaten zor durumda olan dünya ekonomisini daha da daha da zor günler bekliyor. 2008’de küresel resesyon, 2020’de pandemi, 2022’de Rusya’nın Ukrayna’yı işgaliyle başlayan savaş derken, dünya ekonomisi toparlanma fırsatı bulamadan sorun üzerine sorunla karşılaşıyor. 2025 başından itibaren de Trump’ın küresel ticarete darbe vuran politikaları, yapay zekâda oluşan köpük, resesyonun ayak sesleri herkesi temkinli olmaya itiyordu. İran savaşı bu zincirin son halkası oldu.
Bu olayları üst üste getiren bir tesadüfler zinciri değil. Bunlar çöken bir küresel sistemin kopan parçaları. Büyük güçler, küresel sistemler sonsuza kadar var olmazlar ama parça parça çözülüp dağılışları zaman alır. İran savaşı bu çözülüş sürecinin bir parçası.
Caydırıcı bir güç gösterisiyle kısa sürede sonuç alamayan ABD’nin elinin zayıflayacağını bugünden öngörebiliriz. Savaşların galipler için de bir bedeli vardır ve bu bedel ABD için geçen her gün yükseliyor. İran bir kuşak boyunca altından kalkamayacağı şekilde tahrip olsa bile uzayıp giden bir savaşın kalıcı sonucu küresel güç mücadelesinde ABD’nin ağır bir yara alması olabilir. Savaşın kısa vadeli etkileri bile ABD’nin rakiplerine avantaj sağlıyor. Petrol ve doğal gaz fiyatlarından en çok yararlanan ülke belki de Rusya. Çin'in tedarik kaynaklarını çeşitlendirmiş olması, devasa bir petrol stokuna sahip olması, İran petrolünü halen ithal etmeye devam etmesi en azından kısa vadede bu işten az zarar görmesini sağlıyor. Savaşın uzaması Çin için üretimde aksama ve talep düşüşü riski taşısa da, batıya oranla rekabet gücünde avantaj üstünlüğünü sürdürecek.
Savaşın Türkiye ekonomisine maliyeti
Türkiye’nin yüksek enerji bağımlılığı bu savaşta özel bir kırılganlık yaratıyor. İran gazının kesilmesi, Katar LNG'sinin durması, Körfez üzerinden petrol ithalatının sekteye uğraması Rusya’ya bağımlılığı derinleştirir. Ayrıca artan enerji faturası, turizm gelirlerinde azalma, cari açığın büyümesi, dezenflasyonun sekteye uğraması, gıda tedariğinde sorunlar ve gıda fiyatlarında yükseliş savaşın devamı halinde bizi bekleyen riskler.
Büyümede yavaşlamadan ve enflasyonda hızlanmadan kaçınmak zor olacak. Savaşın Türkiye ekonomisinde yaratacağı hasarı önlemek için yapılabilecekler şu noktada ne yazık ki sınırlı. Bir hasar için alınan önlemin başka bir alanda yeni hasarlara yol açması olası. Bıçak sırtında hareket etmek gerekiyor. Hem hareket marjı dar, hem de palyatif olmayan önlemlerin etkileri ancak uzun vadede görülebilir. Örneğin tarım ve gıda, yenilebilir enerji, sanayinin dönüşümü gibi alanlarda yapılacak ve dış şoklar karşısında ekonominin dirençli olmasını sağlayacak reformların sonuçları ancak yıllar içinde alınabilir. Şu an için yapılabilecek en iyi şey yükselen fiyatlar ve daralan iş imkânlarından halkı korumak üzere maliye politikalarından yararlanmak ve para politikasında fiyat istikrarı ile ekonomik yavaşlama risklerini birlikte ele alarak dengelemek. Bir de savaşın getirdiği ekonomik yüklerin üstüne başka kanallardan ekstra yük bindirmemek.
Her zaman bugün yaptığınız hatanın bedelini ödemezsiniz; bazen beş yıl önceki yanlışın, on yıllık bir ihmalin faturasını bugün ödemek zorunda kalabilirsiniz.
