Temmuz ayına girerken ekonomi testten geçecek
Sadece ekonomi verileri değil, siyasetin gölgesi de ölçülecek.
Temmuz ayı Türkiye ekonomisi açısından sıradan bir veri takvimi olmayacak. Enflasyon, faiz, bütçe, dış ticaret ve büyüme rakamları elbette yakından izlenecek; fakat bu kez tabloyu yalnızca ekonomik göstergeler belirlemeyecek. Erken seçim ihtimali, anayasa değişikliği tartışmaları ve CHP’deki kongre/kurultay süreci de ekonominin nabzını doğrudan etkileyecek.
Çünkü Türkiye ekonomisinde artık rakamlar kadar beklentiler, beklentiler kadar da siyasi iklim belirleyici hale geldi. Piyasa yalnızca “enflasyon düşüyor mu?” sorusuna bakmıyor. Aynı zamanda “bu düşüş sürdürülebilir mi, siyasi belirsizlik ekonomi programını bozar mı, bütçe disiplini korunur mu, faiz indirimi ne zaman gelir?” sorularına da cevap arıyor.
Bu nedenle Temmuz, ekonominin adeta test ayı olacak. Görüntü net çıkarsa güven artacak; flu çıkarsa yılın ikinci yarısına dair soru işaretleri büyüyecek.
Enflasyonda gerileme var, ama rahatlama henüz yok
Mayıs 2026 itibarıyla yıllık TÜFE 2,61, aylık enflasyon ise %1,71 seviyesinde gerçekleşti. Bu oranlar, enflasyonda aşağı yönlü bir eğilim olduğunu gösteriyor. Ancak bu tabloyu fazla iyimser okumak doğru olmaz. Çünkü hanehalkının hissettiği enflasyon ile manşet enflasyon arasında hâlâ ciddi bir fark vardır.
Gıda, kira, ulaşım ve hizmet fiyatlarındaki katılık vatandaşın günlük hayatında baskının sürdüğünü gösteriyor. Bir başka ifadeyle, kağıt üzerinde enflasyon düşerken, pazarda ve markette rahatlama aynı hızda hissedilmiyor.
Temmuz ayında açıklanacak Haziran enflasyonu bu nedenle kritik. Eğer aylık enflasyon beklentilerin üzerinde gelirse(%1,5 üzeri), piyasaların faiz indirimi beklentisi zayıflayacak. Eğer veri daha olumlu gelirse, bu kez TCMB’nin ne kadar temkinli kalacağı tartışılacaktır.
Faiz yüksek, nefes dar: reel sektörün zor dengesi
TCMB, 11 Haziran 2026 toplantısında politika faizini 7’de sabit tuttu. Bu karar, enflasyonla mücadelede erken gevşeme riskinin alınmak istenmediğini gösteriyor. Ancak 7 politika faizi, reel sektör için oldukça ağır bir finansman maliyeti demek.
Bugün şirketlerin önünde üç temel sorun var:
Satış yapmak zorlaştı.
Satılan malın tahsilatı uzadı.
Finansman gideri kârlılığı eritmeye başladı.
Özellikle yüksek krediyle çalışan, döviz açık pozisyonu taşıyan, stok devir hızı yavaşlayan ve alacak tahsil süresi uzayan firmalar için yılın ikinci yarısı daha sert geçebilir. Kâğıt üzerinde kâr eden ama nakit yaratamayan şirket sayısının artması şaşırtıcı olmaz.
Bu noktada şirketler için temel soru artık “ne kadar büyüdük?” değil, “büyürken nakit yaratabildik mi?” olmalı.
Büyüme var, ama omurgası zayıf
Türkiye ekonomisi 2026’nın ilk çeyreğinde yıllık %2,5 büyüdü. İlk bakışta olumlu görünen bu rakam, detaylara inildiğinde daha temkinli okunmalı. Çünkü mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış GSYH, bir önceki çeyreğe göre yalnızca %0,1 arttı.
Daha önemlisi, sanayi sektörü ilk çeyrekte %0,8 daraldı. Bu veri, büyümenin........
