menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İran savaşı, enflasyon mücadelesi, büyüme

11 0
04.03.2026

Jeopolitik bölünmenin küresel ekonomiyle buluşması İran – ABD - İsrail

2026 yılının ilk çeyreğinde, ABD ile İran arasında başlayan ve İsrail’in katılımıyla genişleyen savaş, Orta Doğu’nun yanında küresel ekonomi üzerinde de derin etkiler bırakıyor. Türkiye bu coğrafyanın kalbinde yer alıyor: hem enerji ithalatçısı, hem önemli bir ticaret koridoru, hem de NATO üyesi olarak siyasi sorumlulukları bulunan bir aktör. Bu çok taraflı rol, çatışmanın doğrudan ekonomik etkilerini hem kısa hem de orta vadede artırıyor.

Türkiye’nin bu savaşa doğrudan askeri müdahalesi yok; fakat ekonomik yapısı dışsal şoklara oldukça açıktır. Enerji bağımlılığı, ithalat-ihracat yapısı, finansal piyasalar ve uluslararası yatırımcı algısı üzerinden etkiler hem makroekonomik göstergeler hem de piyasa beklentileri ile ölçülebilir hale geliyor.

 Enerji fiyatları ve enflasyon baskısı: Temel kanal

Savaşın kısa vadeli en belirgin etkilerinden biri, enerji fiyatlarının yükselmesi oldu. ABD-İsrail saldırıları sonrasında Brent petrol fiyatları hızla arttı; haftanın başında varil fiyatı yaklaşık 79–80 $ civarına çıkarken, bu yükselişin devam edebileceği beklentisi hâkim. Reuters kaynaklı analizler savaşın enerji arz kanallarını özellikle Hürmüz Boğazı gibi kritik güzergâhlar üzerinden bozduğunu belirtiyor ki bu bozulma Türkiye gibi net enerji ithalatçısı ülkeleri doğrudan etkiliyor. 

Enerji fiyatlarındaki etkiler (Sayısal görünüm)

Brent petrol fiyatı 2026 başında 70 $+ seviyelerinden hızla 79–80 $ bandına yükseldi. 

Türkiye gibi enerji ithalatçılarında bu fiyat artışı doğrudan üretim maliyetlerine, ulaştırma giderlerine ve nihai tüketici fiyatlarına yansıyor.

Daha da önemlisi, TCMB analizi petrol fiyatlarındaki %10’luk artışın enflasyonu yaklaşık 1 puan yukarı taşıyabileceğini öngörüyor. 

Enerji maliyetlerindeki hızla artış, üretim maliyetine; üretim maliyetindeki artış da perakende fiyatlara aktarılıyor.

Bu mekanizma üzerinden enflasyon tekrar ivme kazanabilir, ücret-fiyat sarmalını tetikleyebilir ve para politikası kararlarını karmaşıklaştırabilir.

Finansal piyasalar ve döviz kuru üzerindeki baskılar

Savaşın patlak vermesiyle birlikte Türkiye finansal piyasaları da oldukça duyarlı hale geldi. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), piyasa istikrarını sağlamak amacıyla yaklaşık 8 milyar $ düzeyinde döviz satışı gerçekleştirdi; bu müdahale, TL üzerindeki satış baskısını hafifletmek ve piyasa likiditesini düzenlemek hedefiyle yapıldı. 

Ancak bu tür müdahaleler kısa vadeli etki sağlasa da, piyasalarda risk algısını tamamen ortadan kaldırmadı:

-Borsa İstanbul BIST-100 endeksi düşüş kaydetti. 

-TL/USD kuru bir süreliğine dip seviyelere yakın hareket etti.

-Tahvil getirileri yükseldi, bankacılık endeksleri düşüş yaşadı.

-Bu tür risk algısı, yabancı yatırımcıya daha temkinli yaklaşma eğilimini doğuruyor ve Türkiye’nin uzun vadeli sermaye girişleri üzerinde bir risk primi oluşturuyor.

 Ticaret ve sınır ticaretinin kısa vadeli engel ve mülteci tehdidi

2026’nın Mart başında İran’dan bazı vatandaşların Türkiye’ye giriş yaptığı, sınır kapılarında kontrollü ticaretin sürdüğü gözlemlendi. Bu geçici akın, kısa vadede iki etki yaratıyor:

Ticari transit akışlar sürdüğü müddetçe lojistik hattı zarar görmüyor.Fakat politik belirsizlik, dış ticaret partnerleriyle olan ilişkilerin kısa vadeli risk primini artırıyor.

Türkiye ile İran arasında tarihsel olarak devam eden ticaret hacmi yaklaşık 5,5 milyar $ civarındadır ve bu hacim savaş beklentisiyle olumsuz etkilenebilir. 

 Para politikası ve Merkez Bankası’nın görevi

TCMB’nin mevcut politika faiz oranı yaklaşık 37 % olup bu, 2024 sonundan beri süren gevşetici politikanın bir sonucudur. Savaş kaynaklı jeopolitik şok (enerji fiyatları, kırılgan TL, dış ticaret riskleri) nedeniyle, piyasalardaki beklenti TCMB’nin önümüzdeki toplantıda faiz indirimini durduracağı yönünde. JPMorgan’ın analizi de buna paralel bir duraklama beklentisini öne çıkardı. 

Analitik değerlendirme

Faiz indirimine ara verilmesi piyasalar için temkinli bir adım olarak yorumlanabilir.

TCMB enflasyon trendine odaklanmak zorunda kalacak, özellikle gıda ve enerji fiyatlarındaki yukarı yönlü baskıyı izlemek zorunda olacak.

TCMB’nin 2026 sonu enflasyon tahmini 15–21 % aralığında korunuyor, ancak piyasa beklentileri bu aralığın yukarı yönlü revize edilmesini öngörebilir. Makroekonomik Sonuçlar ve Gelecek Riskleri

Etki alanı Beklenen sonuçEnerji Maliyetleri Artış (Enflasyon baskısı)Döviz Kuru Baskı (TL volatil)Finansal Piyasalar Risk primi yükselişiİhracat Belirsizlik nedeniyle yavaşlamaYatırım Gecikme ve riskten kaçışOrta-vadede riskler

Enerji fiyatlarının uzun süre yüksek seyretmesi, dış ticaret açığını büyütebilir.Enflasyon tekrar ivme kazanabilir, bu da ücret artış taleplerini tetikleyebilir.Cari açık ve finansman ihtiyacı yükselerek dışsal kırılganlık yaratabilir. Türkiye’nin jeoekonomik dayanıklılığı

Türkiye’nin ekonomi yönetimi, bu dışsal şoku çok boyutlu olarak değerlendiriyor:

Enerji bağımlılığı yüksek enflasyon riski yaratmaya devam ediyor.TCMB ve Maliye politikaları mevcut kırılganlığı yönetmeye çalışıyor.Ancak jeopolitik belirsizlik süresince enflasyon, döviz kuru ve finansal riskler ana izleme alanı olmaya devam edecek.

Yapısal reformların gerekliliği böylesi dönemlerde daha çok hissedilmektedir.

Türkiye’nin jeopolitik kriz dönemlerinde gösterdiği ekonomik dayanıklılık geçmiş deneyimlerden kaynaklanmaktadır; fakat bu yeni şok, mevcut disiplin ve piyasa güveni için ciddi bir test niteliği taşıyor.

2025 büyüme rakamları ve analizi

2025 genel büyüme: %3,6 ile beklentilerin altında

2025 yılı için TÜİK’in yayınladığı geçici verilere göre Türkiye ekonomisi yıllık %3,6 oranında büyüdü. Bu oran, yıl başı piyasaların ve kurumların beklentisi olan %3,7’nin hafif altında kaldı. 

Çeyreksel büyüme dağılımı

Çeyrek Büyüme (%) Q1 2025~ (nispi yüksek) Q2 2025 4,7 (revize) Q3 20253,8 (revize) Q4 2025 3,4

Bu veriler, 2025’in ikinci çeyreğinde ekonomide nispeten güçlü bir seyir olduğunu gösteriyor, ancak yıl sonunda bu momentumun yavaşladığını da doğruluyor. 

Büyümeyi sürdüren sektörler

Türkiye ekonomisinde büyümeye katkı sağlayan ana sektörler aşağıdaki gibidir:

İnşaat sektörü 2025’te yaklaşık %10,8 gibi yüksek bir artışla büyümeye ciddi katkı sağladı. Bu artış, kamu ve özel sektör yatırımlarının devam ettiğini gösteriyor. 

%8 civarında büyüme kaydeden bilgi ve iletişim faaliyetleri, dijitalleşme ve hizmet ihracatı aracılığıyla ekonomik yapıya katkı verdi. 

Tarım-ormancılık-balıkçılık

Bu alt sektör ise %8,8 oranında daralma gösterdi, bu da üretim verimliliği ve iklim faktörlerinin etkisini ortaya koydu. 

İç talep ve harcama bileşenleri

2025 büyümesine iç talep belirleyici oldu:

Tüketim harcamaları olumlu seyrederken, enflasyonun yüksek seyri hane halkı reel harcamalarını baskı altında tuttu.Sabit sermaye yatırımları inşaat ve üretim altyapısında artmaya devam etti. Dış talep ve net ihracat

Net ihracatın 2025 büyüme üzerindeki etkisi sınırlı kaldı. Küresel ticaret ortamı, Çin ve Avrupa’daki ekonomik yavaşlama sinyalleri nedeniyle Türkiye ihracatında ivme kazanamadı. Ayrıca savaş riskleri ve lojistik maliyetler dış talebi baskılayan unsurlar arasında yer aldı.

 2026 için büyüme beklentileri

Hükümet ve ekonomi yönetimi 2026 için büyüme beklentisini yaklaşık %3,8 olarak duyurmuş durumda. Ancak savaş riskleri ve dış talep kaynaklı belirsizlikler bu tahmini aşağı çekebilir. 

İnşaat ve hizmet sektörlerindeki canlılık büyümeyi sürdürüyor.İç talep nispeten güçlü kalmaya devam ediyor.Zayıf noktalar

Tarım üretimindeki daralma üretim tarafında kırılganlık yaratıyor.Net ihracat büyümeye sınırlı katkı veriyor.Riskler

Savaş kaynaklı enerji maliyetleri büyümeyi frenleyebilir.Döviz kuru belirsizliği yatırım kararlarını geciktirebilir. Sürdürülebilir Büyüme İhtiyacı

Türkiye’nin 2025 büyüme performansı orta vadede sürdürülebilirlik sorusunu gündeme getiriyor. İç talep momentumu güçlü gözükse de, dış talep ve enerji maliyetlerindeki belirsizlikler büyüme performansının ivme kazanmasını engelliyor. Ekonomik genişleme sürerken yapısal reformlar ve verimlilik artışı kritik önem taşıyor.

ŞUBAT 2026 eNFLASYONU 

Şubat 2026 Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE)

2026 yılı Şubat ayında Türkiye’de yıllık tüketici fiyat endeksi %31,53 olarak açıklandı; bu, Ocak 2026’daki %30,65 seviyesinden yükseliş gösteriyor. 

-Şubat 2026 ayında TÜFE aylık bazda %2,96 arttı. 

-Ocak 2026 aylık TÜFE artışı %4,84 olarak yüksek çıkmıştı.

Bu veriler, aylık bazda fiyat artış hızında bir yavaşlama olduğunu, ancak yıllık bazda enflasyonun yeniden yükselişe geçtiğini gösteriyor.Enflasyonun bileşenleri

Yıllık bazda en yüksek artış gösteren alt bileşenler şöyle:

Gıda ve alkolsüz içecekler: ~%36,44 (önemli katkı) Ulaştırma ve konut: Yüksek artış oranlarıyla enflasyona yük bindirdi. Bu dağılım gıda, barınma ve ulaştırma gibi hane halkı harcama sepetindeki yüksek ağırlıklı kalemlerdeki artışın enflasyonu yukarı çekmeye devam ettiğini gösteriyor.

 Üretici Fiyat Endeksi (ÜFE)

ÜFE yıllık artış %27,56 ile üretim tarafındaki maliyet baskısının sürdüğüne işaret ediyor. Bu üretim maliyetlerindeki yüksek artış, enflasyonun uzun vadede devam edebileceğine işaret eden önemli göstergelerden biridir.

TCMB politika faiz kararı ve para politikası

Merkez Bankası politika faizini %37 seviyesine düşürmüşken, savaş kaynaklı risklerin artmasıyla faiz politikası konusunda yeni bir duraklama ihtimali gündemde. Piyasa beklentileri TCMB’nin faiz indirimini durduracağı yönündedir 

Reel faiz ve bugünkü enflasyon gerçekleşmesi

Enflasyon halen çift haneli ve oldukça yüksek seviyelerde seyrettiği için reel faiz negatif bölgededir. Bu durum tasarruf eğilimini olumsuz etkileyebilir ve uzun vadeli yatırım kararlarını geciktirebilir.

Analitik değerlendirme: Enflasyonun seyri

-Enerji ve gıda fiyatlarında dışsal şoklar ve iç talep baskısı enflasyonun yeniden yukarı kaymasına neden oldu.Aylık bazda artışın yavaşlaması olumlu, ancak yıllık bazda yukarı yönlü hareket sürüyor.

Orta-vadeli beklentiler

-Savaşın enerji fiyatlarını yukarı taşımaya devam etmesi enflasyonu baskılayıcı etki yapacak.

-ÜFE’nin yüksek seyri, maliyet enflasyonunun sonraki aylarda TÜFE’ye yansıma potansiyelini gösteriyor.

-Türkiye için enflasyon hâlâ ekonominin merkezinde yer alıyor. Enerji fiyatlarındaki jeopolitik riskler, para politikasının yönünü belirleyici unsur olarak ortaya çıkıyor. TCMB’nin faiz kararları ve enflasyonu kontrol altına alma stratejisi, 2026’nın merkezî ekonomi gündemi olmaya devam edecek.Genel sonuç ve değerlendirme

🔹 Jeopolitik riskler Türkiye ekonomisini zorluyor

Enerji fiyatları, döviz kuru ve finansal piyasalardaki volatilite gibi kanallar aracılığıyla savaşın etkileri doğrudan ekonomik göstergelere yansıyor.

🔹 2025 büyüme dengeli ama sürdürülebilirlik sorunları var

%3,6 büyüme göstergeleri olumlu olsa da dış ticaret baskısı ve sektörler arası farklı performans sürdürülebilir büyümeyi sorgulatıyor.

🔹 Enflasyon yüksek seyretmeye devam ediyor

Yıllık enflasyon %31,5 civarına yükselirken, üretici fiyatlarının yüksek seyri enflasyonun orta vadede sıçrama potansiyelini koruduğunu gösteriyor.

Türkiye ekonomisi kısa vadeli dışsal şoklara karşı esnek görünüyor; fakat jeopolitik riskler, yüksek enflasyon ve küresel talep yavaşlığı gibi birikimli riskler sürdürülebilir büyüme dinamiklerinin önünde ciddi engeller oluşturuyor

Son sözler: ”Kimse kimseyi kaybetmez. Giden başkasını bulur, kalan kendini…”Şemsi Tebrizi

“Zıddınla terbiye olur, denginle tamamlanırsın” Anonim


© Dünya