80’ler nostalji akımı
Bu yazıda söz konusu olguyu tartışmaya açmak istiyorum. Evet, “nostalji” olgusunu. Akımın bu kadar ilgi çekmesinde, geçmişe dair akımların bu kadar ilgi çekmesindeki neden, nostalji tutkumuz. Bakalım.
Geçmiş sevgimiz. Nostalji özlemimiz. Geçmişi niye özlüyoruz, niçin hep nostalji yapıyoruz?
Hepimiz söyleriz. Eskiden müzikler ne güzeldi. Barış Manço vardı ya... Nerede eski bayramlar? Komşular vardı. Hayri Amca, Emine Teyze... Yok artık böyle şeyler, karşı dairede oturanı tanımıyoruz. Sanırım sizin de hayatınızın rutini bu sözler. Her gün tekrarlıyoruz.
Geçmiş yalnızca yabancı bir ülke değildir, hepimiz sürülmüşüzdür o ülkeden. Bütün sürgünler gibi oraya geri dönmeyi arzu ederiz. İşte bu özleme nostalji denir.
İster bir fotoğraf, ister ilk öpücük ya da değer verdiğimiz bir eşya ile tetiklensin, nostalji belli bir yeri ya da zamanı hatırlatır.
Hepimiz biliriz o duyguyu: yaşanıp bitmiş olana karşı duyulan o tatlı hüznü, sararmış fotoğraflar gibi, akşam güneşi vurmuş gibi gözümüzde canlanan geçmişi.
Olgusal olarak nostalji
"Nostalji" kelimesinin dilimize yerleşmesi 1600’lere kadar gider. Bu terim ilk kez İsviçreli bilim adamı Johannes Hoffer tarafından 1688 yılında kullanıldı ve bundan sonraki yıllar boyunca nostalji, bir rahatsızlık olarak kabul edildi. Hoffer nostaljiyi “Özünde şeytani sebepler bulunan nörolojik bir hastalık” olarak açıklıyordu. Bu terim Yunanca “dönüş”(nostos) ve “acı” (algos) kelimelerinden geliyordu. İsviçreli doktor evlerini özleyen askerlerin hallerini bu kelimeyle ifade etmiştir. Bugün ise eve özlemden daha geniş anlamda kullanılmaktadır.
Perde anının aksine nostalji belirli bir anıya değil, bir ruh haline gönderme yapıyor. İdealleştirilmiş bu ruh hali geçmiş bir zamanla çerçevelendirilmiş durumda. Bu idealleştirilmiş ruh haline duyulan özlem, zamanında yapılan aktiviteleri yineleme ve geçmişin sembolik tasvirlerini kullanma yoluyla bu geçmiş zamanı yeniden........
