İsrail neden duramıyor?
İsrail’in, 18 Ağustos sabahı İdlib yakınlarındaki Ebu Zuhur askeri havaalanını vurması zaten yüksek seyreden bölgesel tansiyonu daha artırdı. İsrail yönetiminin dillendirdiği gerekçe, Türkiye’nin buraya asker ve radar sistemi yerleştirmeye hazırlandığı yönündeki bir istihbarat almalarıydı. Türkiye bir yandan bu iddiayı reddederek saldırıyı “Suriye’nin toprak bütünlüğünü ve birliğini ihlal eden” bir eylem olarak nitelendirirken, diğer yandan İsrail uçaklarına kilitlenmiş sistemlerinin varlığını da anons etti. Yani saldırgana karşı “isteseydik uçaklarınızı düşürürdük ama itidalli davranmaya devam ediyoruz” beyanında bulundu. ABD tarafının bu saldırganlıktan pek de hoşnut olmadığını Suriye Özel Temsilcisi ve Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ın ifadelerinden anlamak mümkün. da, Barrack, ABD tarafının bir Türk askeri konuşlanması istihbaratına sahip olmadığını ve saldırının Türkiye’yi bir çatışmaya amaçlı olabileceğini söyleyerek Amerikan yönetiminin tavrını belli etti. Görünen o ki, Trump, İsrail’in ABD’yi İran bataklığından sonra yeni bir belaya daha bulaştırmasından hayli endişeli. Bu endişede haklılık payı da var; zira İran savaşı nedeniyle siyaseten yıpranan ve ekonomik zorlukları da oluşmaya başlayan Netanyahu yönetimi seçimlerden önce oyun değiştirici bir şeyler yapması gerektiğini biliyor.
Türkiye ile İsrail’in birbirlerini direkt hedef almasalar da, çatışma noktasına ilk kez bu kadar yaklaşmaları Netanyahu’nun hayatta/ayakta kalabilmek adına neler yapabileceğinin de göstergesi. İki ülkenin çıkarları Suriye’de net olarak çatışıyor. Hem Türkiye hem de İsrail Suriye’yi kendi içişleri olarak görüyorlar. İki taraf da buradan kendi ülkelerine yönelik olarak gelişebilecek tehlikelerden endişeliler ama bu tehlikeyi bertaraf etmek için önerdikleri modeller birbirinden farklı. Türkiye istikrarlı, güvenliği sağlanmış güçlü bir merkezi devlet yapısını, İsrail ise zayıf, parçalı ve kendisinden başka hiçbir şeyle ilgilenemeyecek durumda olan, toprak işgallerine karşı direnemeyecek bir siyasi yapıyı uygun buluyor. Biri inşa etmekten, diğeri yıkmaktan yana. Zira Türkiye bir seçilmiş zafer toplumu, İsrail ise seçilmiş travmasına sarılarak kurgulanmış bir yas........
