Gürültünün içinde bir ‘hayır’
Belki de dünyanın kusursuz liderler değil, karmaşık bir çağda ilkesel bir pusula aradığını hatırlamak gerekir. İnsanlar, gürültünün içinden yükselen sakin ama kararlı bir “hayır”ın mümkün olduğunu bilmek istiyor.
Dünya bazen bir siren sesine benziyor; sürekli çalıyor, sürekli uyarıyor, sürekli yeni bir tehdit, yeni bir misilleme, yeni bir “kaçınılmazlık” duygusu yayıyor. Başlangıçta irkiltiyor bu ses. Sonra alışıyoruz. Ve asıl kırılma tam da burada yaşanıyor: Gürültü normalleşiyor.
Modern çağın en görünmez dönüşümü belki de bu. Şiddet önce ihtimal olarak dile geliyor, ardından seçenek olarak tartışılıyor, nihayetinde zorunluluk gibi sunuluyor. “Başka çare yok” ifadesi, politik dilin en etkili meşruiyet üretim aracına dönüşüyor. İran– ABD–İsrail hattında yükselen gerilim de tam böyle bir zihinsel zeminde konuşuluyordu. Askeri analizler ekranları dolduruyor, güç projeksiyonları tartışılıyor, caydırıcılık hesapları teknik bir soğukkanlılıkla ele alınıyordu. Soru artık “olmalı mı” değil, neredeyse “nasıl ve ne zaman”dı.
İşte bu eşikte İspanya Başbakanı Pedro Sánchez’in açıklaması geldi. İran’ın eylemlerini tasvip etmediğini net biçimde ifade etti ancak mücadelenin şiddet üzerinden yürütülmesini kabul etmediğini de aynı netlikle söyledi. Bu, diplomatik literatürde radikal bir cümle değildi. Ama bağlam radikaldi. Çünkü Sánchez, eleştiri ile savaşı aynı cümlede zorunlu bir bağa dönüştürmedi. Pozisyon aldı ama cepheye girmedi. Eleştirdi ama bombardımanı kaçınılmaz ilan etmedi. Ve bazen çağın ruhuna asıl müdahale tam da bu ayrımı yapabilmektir.
Meşruiyetin inşası: Dil, eşik ve güç
Savaş genellikle tankların hareketiyle değil, kelimelerin yer değiştirmesiyle başlar. “Operasyon”, “önleyici müdahale”, “stratejik zorunluluk” gibi teknik kavramlar, şiddetin üzerini rasyonel bir örtüyle kaplar. Bu teknikleşme, ahlaki soruyu ortadan kaldırmaz; yalnızca görünmez kılar. İnsan kaybı istatistiğe dönüşürken, yıkım grafiklere sığdırılır. Vicdan, terminolojinin arasında buharlaşır.
İletişim biliminin temel gerçeklerinden biri şudur: Çerçeve algıyı belirler. Bir olayı hangi kavramlarla anlattığınız, toplumun o olaya dair zihinsel eşiğini belirler. Eğer savaş “kaçınılmaz” olarak........
