menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kira piyaasında yeni nesil arayış: Co-living modelleri

9 0
05.03.2026

Türkiye’de kira piyasasına dair tartışmalar uzun zamandan bu yana devam ediyor. Hatta geçtiği­miz hafta TCMB tarafından yayınlanan Hanehalkı Beklenti Anketi Şubat 2026 raporuna baktığımızda, bireylerin son bir yıl içinde fiyatlarının en çok arttı­ğını değerlendirdiği ve gelecek 12 ay için fiyatlarının en çok artmasını beklediği ürün/hizmet grupları içerisinde yer alan “kira” önemli bir sorun.

Sorunun çözümü için farklı zamanlarda arzı artırmak, ver­gi düzenlemeleri, kiraları sınırlamak, sosyal konut üretmek gibi konu başlıklarına ilişkin yazılarımda oldu. Bunlar elbette önemli. Ancak mesele sadece “daha çok konut” ya da “kiraya tavan fiyat” değil gibi de. Bugün dünya şehirleri, özellikle de barınma so­rununu derinden yaşayanlar, konuyu bambaşka bir boyuta taşıyor: “kiralamanın biçimini değiştirmek”.

Amsterdam’dan Londra’ya: Kurumsallaşan ortak yaşam

Richard Ronald ve ekibinin (The Institutionali­zation of Shared Rental Housing and Commercial Co-Living) Amsterdam üzerine yaptığı araştırma bize önemli bir pencere açıyor. Bir zamanlar daha çok öğrencilerin ve düşük gelirli gençlerin başvur­duğu “oda kiralama” kültürü, bugün kurumsallaş­mış ve çeşitlenmiş durumda. Artık sadece birey­lerin evlerini paylaşması değil, özel sektörün, ya­tırım fonlarının ve sosyal konut şirketlerinin dahil olduğu bir “ortak yaşam endüstrisi” var.

Amsterdam’da “high-end co-living” adı verilen projelerde küçük ama tam donanımlı stüdyolar, or­tak sosyal alanlar, hatta spor salonları sunuluyor. Ki­ralar yüksek, ama genç profesyoneller için güvenli ve düzenli bir çözüm sağlıyor. Londra’da ise kişilerin birden fazla hane halkının yaşadığı ve ortak alanları paylaştığı konut mülkleri olarak adlandırılan çoklu ikametli evlere (house of multiple occupancy-HMO) yönelmesiyle farklı bir yol alınmış; burada daha çok piyasa mantığı ve yatırımcı getirisi öne çıkıyor.

Bu noktada barınma sorununa çözüm tek tip de­ğil, kentlerin sosyal yapısı ve regülasyonlarıyla şe­killeniyor. Amsterdam’da belediyenin sıkı düzen­lemeleriyle kurumsallaşan bir co-living ekosistemi oluşurken, Londra’da daha serbest piyasa koşulla­rında fırsatçı çözümler çoğalıyor.

Paylaşan nesile doğru adım adım…

Diğer bir başka nokta da kuşakların değişen ko­nut beklentileri aslında. Artık birçok genç için ev sahibi olmak ulaşılmaz bir hayal. Özellikle artan gayrimenkul fiyatları ortamında gelirlerin aynı oranda artmaması ve üretim kıtlığı bu hayalin gerçekleşmesini daha da ötelemiş durumda. Kira fiyatlarının da yüksek olduğunu dikkate aldığımız­da konutu tek başına kiralamak da giderek imkan­sız hale geliyor. Bu yüzden paylaşım ekonomisi da­ha görünür hale gelmiş durumda. Yani barınmayı paylaşan, hatta bunu sosyal yaşamın parçası haline getirmeyi kabul eden bir nesil bizi bekliyor. Bu ne­sil için kira, sadece başlarını sokacak bir yer değil; sosyal ağ, güvenlik ve esneklik anlamına da gelecek.

Öğrenci barınma sorunu

Yeni nesil demişken, üniversite öğrencilerini ve onların barınma sorunlarını da atlamamak gereki­yor. öğrenci barınma sorununa yönelik kamu ku­rumları ve özel sektör kuruluşları yurt kapasitele­rinin arttırılmasına çaba gösterse de, kira sorunu öğrencilerin yaşam özgürlüklerini kısıtlıyor. Co-li­ving projeleri burada önemli bir alternatif olabilir. Ortak mutfak ve sosyal alanları olan, maliyeti pay­laşılan yaşam biçimleri öğrenciler için erişilebilir çözüm sunabilir. Üstelik Amsterdam’daki Startb­lok örneğinde olduğu gibi, bu model sadece öğren­ciler için değil, genç profesyoneller veya göçmenler için de kapsayıcı bir barınma biçimi olabilir.

Kurumsal yatırımcılar için yeni fırsatlar

Bir başka kritik boyut yatırım tarafı. Amsterdam örneği incelendiğinde, emeklilik fonları, sigorta şirketleri veya özel sermaye fonları bu alanı yeni bir varlık sınıfı olarak görüyor. Dolayısıyla co-li­ving projeleri, kurumsal yatırımcıya düzenli ve uzun vadeli kira getirisi sunabilir bir imkan yaratı­yor. Aynı zamanda kiracılar için de daha güvenli ve öngörülebilir kontratlar oluşturuluyor.

Kiralama biçimini yeniden düşünmek

Türkiye’de sosyal konut üretiminin sınırlı kaldığı, orta gelirli kiracının sıkıştığı ve öğren­ci-genç profesyonel grubunun hızla arttığı bu dö­nemde, dünyadan örnekler bize açık bir mesaj verebilir diye düşünüyorum. Belki “çözüm “sa­dece daha fazla konut üretmek değil, farklı kira­lama biçimleri geliştirmek” olabilir.

Amsterdam’ın kurumsallaşmış co-living yapı­ları, Londra’nın piyasa odaklı HMO’ları, Singa­pur’un esnek öğrenci-çalışan çözümleri… Konut erişilebilirliğini artırmak için yenilikçi düşün­mek şart. Eğer biz bu tartışmayı bugün başlat­mazsak, yarın çok daha derin bir kira sorununu konuşmak zorunda kalacağız.


© Dünya