ABD - Suud anlaşması nükleerde domino etkisi yaratır
Küresel jeopolitikte fay hatlarının yerinden kaydığı, güç dengelerinin ve güvenlik mimarilerinin baştan aşağı sorgulandığı kritik bir dönemden geçiyoruz. Uluslararası toplumun gündemine bomba gibi düşen ABD ile Suudi Arabistan arasındaki sivil nükleer iş birliği anlaşması, sadece Körfez’de değil, geniş Orta Doğu coğrafyasında ve küresel nükleer güç denkleminde taşları yerinden oynatacak nitelikte.
Özellikle Batı dünyasında, ABD Başkanı Trump ile Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Salman arasında varılan bu anlaşmanın, Ortadoğu’daki diğer ülkeler arasında da nükleer rekabeti tetikleyeceği korkusu hakim.
Türkiye ve Mısır da talep eder
Çünkü bu anlaşma - her ne kadar imzalandıktan bir gün sonra Trump tarafından Suudi Arabistan’ın İsrail ile İbrahim Anlaşmaları’nı imzalaması şartına bağlansa da - kolaylıkla Suudi Arabistan’ın uranyum zenginleştirebileceği bir tesis kurmasının önünü açabilir. Bu da Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Türkiye ve Mısır gibi bölgenin iddialı aktörlerinin, savunma ve caydırıcılık kapasitesinde geri kalmamak adına - haklı olarak- benzer nükleer kapasiteler talep etmesini kaçınılmaz hale getirecek.
Nitekim Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, aylar önce katıldığı bir yayında, Türkiye’nin nükleer silaha sahip olmasının gerekli olup olmadığı yönündeki bir soruya sözlü yanıt vermeyerek sessiz kalmış, bu stratejik duruşu ulusal ve uluslararası kamuoyunda geniş yankı........
