menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Büyükşehirlere dayalı kalkınma sürdürülebilir mi?

3 0
wednesday

Kalkınmayı genellikle; büyüme rakam­ları, yatırım iştahı, inşaat hacmi, nüfus hareketi ve tüketim temposu üzerinden oku­ruz. Yeni konut alanları, genişleyen çeper­ler, çoğalan yollar, AVM’ler, sanayi bölgele­ri, siteler, rezidanslar, lojistik hatlar…

Bunla­rın her biri, kalkınma lokomotifine peş peşe eklenen vagonlar olarak görülür. Gelişme ve altyapı elbette önemli. Ancak gelecek pro­jeksiyonu adına pahalı bir soruyla karşı kar­şıyayız: Büyükşehirler, kalkınma denen bu yükü ne kadar taşıyabilir?

Kent dediğimiz yapı yalnızca binalardan, yollardan ve imar planlarından oluşmaz. İn­sanların sabah evden çıkıp akşam eve döne­ne kadar ödediği görünmeyen bir bedel de vardır. Yolda geçen saatler, yükselen kiralar, kalabalıklaşan sınıflar, randevu bulunama­yan hastaneler, altyapı yenileme çalışmala­rı altyapı, nefes alacak alanı azalan mahalle­ler…Bunların her biri, madalyonun öteki yü­zünde asılı duruyor.

Kentsel yığılmanın ekonomik bedeli

Türkiye’nin nüfus tablosu da bu basıncı bir başka pencereden gözler önüne seriyor. TÜİK’in 2025 verilerine göre; il ve ilçe mer­kezlerinde yaşayanların oranı yüzde 93,6’ya çıktı. İstanbul’un nüfusu 15 milyon 754 bin 53’e ulaştı; yani Türkiye nüfusunun yüzde 18,3’ü tek bir kentsel gövdede yaşıyor. Onu 5 milyon 910 bin 320 kişiyle Ankara,........

© Dünya