menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Yeni beslenme piramidinin Türkiye etkisi

25 0
24.01.2026

“Herkesin birisi var, benim yok diye mi? Ama herkes peşimde— ne eksiğim var ki?”

Gönülçelen - Robert Burns, 178 4

Geçtiğimiz hafta Dünya#’de Trump yönetiminin açık­ladığı yeni beslenme pira­midini ele almıştık. Dönüşümün ardında değişmeyen bir gerçek var: Daralan sığır sürüsü, yüksek kırmızı et fiyatları ve buna karşı­lık hızlanan beyaz et ikamesi. Yeni piramit, bir beslenme rehberinden çok, küresel protein dengesinde­ki bu kaymayı resmileştiriyor. Bu kaymanın Türkiye’ye yansıması ise doğrudan üretim, yem ve fiyat istikrarı hattında okunuyor.

Trump’ın imzaladığı kararna­me yalnızca okul menülerine tam yağlı sütün geri dönüşü anlamı­na gelmiyor. Bu karar, düşük yağ­lı–yağsız süt döneminin kapan­dığını ve hayvansal yağlara bakı­şın kökten değiştiğini gösteriyor. Okul öğünleri, federal gıda yar­dımları ve beslenme standartla­rı üzerinden şekillenen bu tercih, süt talebini yeniden yukarı taşı­yan yapısal bir sinyal.

Benzer bir yönelimi Endonez­ya’da görüyoruz. Hükümetin 60 milyon öğrenciye beslenmede süt hibesi doğrultusunda itha­lat kotalarının gevşetilmesiyle ülkenin Avustralya’dan canlı sı­ğır ithalatı hızlanmış durumda. 2025’te Avustralya’nın Endonez­ya’ya canlı hayvan sevkiyatı yıl­lık bazda yüzde 3 artarak yakla­şık 792 bin başa ulaştı; ihracatın yüzde 74’ü Endonezya’ya yapıldı. Yani süt ve et tarafında kamu po­litikaları yalnızca tüketimi değil, sürü yapısını ve üretim kararları­nı da yönlendiriyor.

Küresel süt piyasasında dönü­şüm dengeli bir tablo sunuyor. Geçtiğimiz yıl Yeni Zelanda’da süt tozu fiyatları kilogram başına 10 Yeni Zelanda doları seviyele­rini test etmişti; bu yıl yönlendir­me 9 dolar bandına geriledi. Yük­sek arz, talep baskısını şimdilik frenliyor. Ancak bu “dinlenme”, zayıflık anlamına gelmiyor. Ak­sine, yılın ilk GlobalDairyTrade (GDT) ihalesinde fiyatların yüz­de 6,3 artış göstermesi, tabanın korunduğunu işaret ediyor.

Geçtiğimiz haftaki yazımız­da vurguladığımız temel ayrım burada yeniden netleşiyor: Süt piyasası “arz fazlamız var” der­ken, et piyasası çiftçiye “buzağıyı elinde tut” sinyali veriyor. Çift­çilerin geçen yıl kesime gitmek yerine sürülerini muhafaza et­meyi tercih etmeleri, bu sinya­lin baskın çıktığını gösteriyor. Bu nedenle 2025–26 döneminde süt üreticisi için görece güçlü bir denge korunurken, et tarafında arz sıkılığı devam ediyor.

Türkiye de Endonezya gibi hayvan varlığını arttırma çaba­sında ve başarılı bir strateji uygu­luyor. Ulusal Süt Konseyi merkez bankasının fiyat istikrarı eşikle­rinde ölçülü arttırmalar gerçek­leştiriyor. Böylece süt – yem pa­ritesi istenen kritik seviyelerde tutuluyor. Bu yıl Türkiye’de top­lanan çiğ süt miktarı yatay ka­lırken içme sütü üretimi yüzde 5 civarında artış kaydetti. Küre­sel protein ve (doğal) yağ trendi iç piyasada yoğunlaşan tereyağı, ayran, kefir ve yoğurt üretimiyle kendini göstererek süt türevin­den katma değer sağlıyor.

Tam yağlı süt kararı, yeni pi­ramidin en sessiz ama en kalıcı maddesi. Çünkü çocuk beslen­mesi üzerinden kurulan her stan­dart, birkaç yıl içinde üretim de­senine dönüşür. Bu, süt piyasa­sında “fazla var”........

© Dünya