Yeni nesil çiftçi yalnızca üretici olmayacak
Turizm değişiyor, ekonomi değişiyor. Dünya hızla şehirleşiyor. Ama aynı zamanda güçlü bir karşı hareket doğuyor; Toprağa dönüş. Dünya ekonomisinde çok derin bir dönüşüm yaşanıyor.
Agroturizm bu dönüşün ekonomik modeli. Peki Türkiye bu dönüşümün neresinde?
Mart ayının ilk günlerini yaşadığımız şu sıralar artık takvim baharı işaret ediyor. Güneş bizi mutlu edercesine biraz daha uzun kalıyor, şehirler yavaş yavaş biraz daha şekilde hareketleniyor ve insanlar yeniden doğaya yöneliyor, toprağa iniyor, yeşil ve mavi ile buluşmaya başlıyor. Ancak bu sadece mevsimsel bir duygu değişimi değil. Dünya ekonomisinde çok derin bir dönüşüm yaşanıyor.
Günümüzde insanlar artık yalnızca tatil yapmak istemiyor. Artık bir hikâyenin parçası olmak istiyor. Bir zeytinin dalından sofraya yolculuğunu görmek, bir bağda gün doğumuna uyanmak, toprağın kokusunu almak, üreticinin hikâyesini dinlemek, sofraya gelen ürünün nereden geldiğini bilmek istiyor. Ürünü tanımak, anlamak, hissetmek ve hikayesini öğrenmek istiyor.
İşte bu değişim de son yılların en güçlü turizm trendlerinden birini ortaya çıkarıyor; Agroturizm.
Bir zamanlar küçük çiftlik ziyaretleri veya köy pansiyonculuğu olarak görülen bu alan, bugün dünya çapında hızla büyüyen milyarlarca dolarlık bir ekonomik modele dönüşmüş durumda. Agro turizm yalnızca turizm değil; aynı zamanda kırsal kalkınma, gastronomi, sürdürülebilir tarım ve kültürel mirasın ekonomik değere dönüşmesi demektir.
Bu noktada önümüze çok önemli bir soru çıkıyor. Türkiye bu dönüşümü gerçekten fark etti mi?
Klasik turizm modeli artık eskisi kadar cazip değil. Günümüz deneyim ekonomisinin yükselişi dönemi. Uzun yıllar boyunca turizm sektörü büyük oteller, açık büfeler ve standart paket programlar üzerine kuruldu. Ancak yeni nesil gezgin için bu model giderek anlamını yitiriyor.
Bugünün gezgini başka bir şey arıyor: Deneyim...
Dünya ekonomisinde buna artık açık bir isim veriliyor; Experience Economy – Deneyim Ekonomisi.
İnsanlar artık yalnızca ürün satın almıyor. Deneyim satın alıyor. Bir şişe zeytinyağı satın almak bir alışveriştir. Ama o zeytinyağının üretildiği bahçede zeytin ağacını budamak, toprağı çapalamak, zeytini hasat etmek, işletmede zeytinyağının üretim proseslerini görmek, bahçenin ve ürünün hikayesini dinlemek, ürünün felsefik sohbetini yapmak ve son olarak da o ürünü tatmak bir deneyimdir.
İşte agroturizmin büyümesinin temel nedeni tam olarak budur. Dünya bu fırsatı çoktan gördü.
İtalya’nın marka kimliğinin bir parçası
Bugün agrourizm denildiğinde akla gelen ilk ülkelerden biri İtalya. “Agriturismo” kavramı İtalya’da yalnızca turizm modeli değildir; ülkenin marka kimliğinin parçasıdır. Toskana’da bir bağ evinde konaklayan turist yalnızca tatil yapmaz. Üzüm hasadına katılır. Şarabın tadımını yapar. Yerel yemekleri öğrenir. O bölgenin kültürel hikâyesinin parçası olur.
Sonuç ise muhteşem; küçük aile çiftlikleri ekonomik olarak güçlenir. Yerel ürünler dünya markası hâline gelir. Kırsal nüfus göç etmek yerine yerinde kalır.
Benzer başarı hikâyeleri Fransa, İspanya ve Portekiz’de de........
