Faiz, borç ve güven üçgeninde sıkışan dünya ekonomisi
Küresel ekonomi bugün bir eşikte. Bu eşik, yalnızca büyüme oranlarının yavaşlaması ya da enflasyonun kontrol altına alınıp alınamayacağı meselesi değil. Asıl mesele daha derinde: Sistem artık üç temel değişken olan faiz, borç ve güven arasında sıkışmış durumda.
Bu üçlü, modern finansal mimarinin görünmeyen temel taşlarıdır. Birindeki kırılma, diğerlerini de kaçınılmaz olarak etkilemekte ve bugün geldiğimiz noktada, bu üç değişken arasındaki denge bozulmuş durumda. Daha açık bir ifadeyle, daha önce ki yazılarımda da belirttiğim gibi dünya ekonomisi artık eski kurallarla yönetilemiyor.
Faiz: 40 yıllık hikâyenin sonu mu?
1980’lerden itibaren başlayan ve yaklaşık kırk yıl süren düşen faiz trendi, küresel ekonominin en önemli destekleyici unsurlarından biriydi. Faizlerin düşmesi; kredi genişlemesini hızlandırdı, varlık fiyatlarını yukarı taşıdı ve borçlanmayı adeta sistemin kilidi haline getirdi.
Ancak bu hikâye 2020 sonrası dönemde yön değiştirdi. Pandemi sonrası ortaya çıkan arz şokları, genişleyici maliye politikaları ve tedarik zinciri kırılmaları, enflasyonu yeniden sahneye taşıdı. Bunun sonucunda merkez bankaları, uzun bir aradan sonra agresif faiz artışlarına yöneldi. ABD 10 yıllık tahvil faizlerinin yeniden %4-5 bandına yerleşmesi, aslında sadece bir veri değil; bir dönemin kapandığının göstergesi.
Burada kritik soru şu: Faizler kalıcı olarak yüksek mi kalacak? Eğer öyleyse, bu yalnızca borç maliyetlerinin artması anlamına gelmez. Aynı zamanda, son 20 yılda oluşmuş tüm finansal dengelerin yeniden yazılması demektir. Çünkü bugünün dünyasında düşük faiz bir tercih değil, bir zorunluluktu. Şimdi bu zorunluluğun ortadan kalkması, sistemin en zayıf halkalarını görünür hale getiriyor.
Borç: Görünmeyen devasa yük
Küresel borç stoğu Uluslararası Finans Enstitüsünün verilerine göre 2025 yılı itibariyle 348 trilyon dolarla tarihi zirvesinde.........
