Bedelsiz Zafer İsteyenlere
Gazze bize bir soru sormuyor; yüzümüze bir ayna tutuyor: Bedel ödemeden zafer bekleyen bir ümmet, hangi zaferi hak ediyor?
Gazze’de insanlar yalnızca bombaların altında direnmedi. Açlığın, susuzluğun, yıkıntıların, evlat kaybının ve dünyanın sessizliğinin altında da direndiler. Biz ise çoğu zaman zaferi dua ile isteyip sorumluluğu başkasının omzuna bırakıyoruz. Sanki Allah, bizim rahatımız bozulmadan ümmetin kaderini değiştirmek zorundaymış gibi davranıyoruz. İşte asıl hastalık budur.
Kur’an’ın hükmü açıktır: “Bir toplum kendilerindeki durumu değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez.” (Ra‘d: 11) Bu ayet, değişimi seyircilere değil, sorumluluk taşıyan insanlara bağlar. Biz kendi korkumuzu, tembelliğimizi, bölünmüşlüğümüzü, çıkar hesaplarımızı ve zulüm karşısındaki suskunluğumuzu değiştirmeden Gazze’nin kaderinin değişmesini bekliyorsak, kendimizi kandırıyoruz.
Allah ayrıca, “Yoksa sizden öncekilerin başına gelenler sizin başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?” (Bakara: 214) diye soruyor. Ardından sıkıntıların ve sarsıntıların anlatılması tesadüf değildir. İman, sloganla değil; sarsıntı karşısında gösterilen sadakatle ölçülür.
Uhud bize daha ağır bir ders verdi. Müslümanlar Bedir’deki zaferin sarhoşluğuyla sebepleri ihmal edince acı bir bedel ödedi. Kur’an, başlarına gelen musibetin kendi yaptıkları........
