Gafere-İstiğfar İlişkisi Üzerinden Peygamberlerin Tövbesini Doğru Anlamak
Birçok meselede olduğu gibi hikmet-kutsiyet konusunda da itidali kaçırma riskimiz vardır. Gerek Kur’an’ın gerekse sünnetin üzerinde durduğu konulardan biri de hikmet-kutsiyet ilişkisinde bir dengenin sağlanmasıdır. Bu konuda bazen bizzat peygamberi muhatap alarak meseleyi o masumlar üzerinden ciddiyetine dikkatimizi çekmiştir. “Beni ve annemi Allah’tan başka iki ilah edinin diye sen mi söyledin?..” (Maide: 116) “Eğer peygamber bize atfen bazı sözleri uydurmuş olsaydı, Elbette onu kıskıvrak yakalardık, Sonra onun can damarını koparırdık.” (Hakka: 44,45,46) Bu ayetlere bakarak biz peygamber ile ilgili bu tonda konuşamayız.
Tarihin seyri içinde kutsiyetin hikmete perde olduğu devirler olduğu gibi, kutsiyetin hikmet namına katledildiği de olmuştur. Bu asırda ikincisi yaygınlaşmış durumdadır. Günümüzde pozitivizmin müminlerin dini mahremiyetlerini kirlettiği bir zihin dünyasında hikmeti hakikat, kutsiyeti dinle beraber anmak adeta zül kabul edilecek bir hal almıştır. Böyle bir konunun günümüzde anlaşılması çok zordur.
Bir önceki yazımda peygamberimizin (sav) ‘günde yetmişten fazla istiğfarı’ ile ilgili yazıdan hareketle bu istiğfarı hikmet-kutsiyet ilişkisi düzleminde anlamaya çalışacağız.
Dinimizin bu konuda şu iki temel........
