menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Taklit ve tahkik: el-Munkız mine’d-Dalâl

13 1
29.01.2026

Kendi doğrularını hakikat zannetmek, sadece makam sahiplerinin değil; eleştirenlerin de düşebileceği bir tuzaktır. Böyle ortamlarda itaat erdem, eleştiri tehdit olarak algılanır ya da tam tersi şekilde, her aidiyet körlük, her bağlılık küçümsenen bir zaaf olarak sunulur. Her iki uçta da hakikat zarar görür. Kurum veya yapı ayakta kalabilir; birey kendini özgür sanabilir. Ama düşünce canlılığını yitirir. Geriye ya düşünen ama sorumluluk almayan ya da işleyen ama düşünmeyen bir yapı kalır.

Eleştiriyi dışlayan her bilinç, zamanla hakikatin değil, kendi egosunun sözcüsü hâline gelir.

Bu noktada korkulan şey çoğu zaman hakikatin kendisi değildir. Asıl korku, hakikatin insanın elinden alabileceği unvan, aidiyet ve güvenlik hissidir. Daha derinde ise, kişinin kendini “özel”, “seçilmiş” ya da “farkında olan” biri olarak konumlandırdığı dar zihinsel dünyanın yıkılması korkusu vardır. Bu korku, bazen makamı savunur; bazen de eleştiriyi kutsallaştırır.

Peki, şüphe duymak gerçekten bu kadar korkutucu........

© Doğruhaber