KİERKEGAARD’IN KALABALIĞINDAN İBRAHİMÎ YALNIZLIĞA
Dini eserlerin yanında pozitif bilimlere yöneldiğim yıllarda, bazı düşünürleri anlamakta zorlanırdım. Zaman geçtikçe bazı metinlerin kapıları aralanmaya başladı. Yine de bugün, hiçbir düşünürü bütünüyle anladığımı iddia edemem. Belki de düşünmek biraz da budur: Bir metni sonuna kadar tüketmek değil, yıllar sonra ona yeniden döndüğümüzde başka bir tarafını görebilmek.
Søren Kierkegaard da benim için böyle bir düşünürdü.
Onun “kalabalık yalandır” düşüncesini uzun süre zihnimde bir yere oturtamamıştım. Kalabalık neden yalan olsun? Bir düşüncenin yanlışlığı onu savunan insanların sayısıyla mı belirlenirdi?
Kierkegaard’ın Hz. İbrahim üzerinden kurduğu düşünce dünyasıyla karşılaştığımda, “kalabalık” kavramını başka türlü düşünmeye başladım. Burada mesele yalnızca çoğunluğun yanılması değildi. Daha derinde, insanın kendi sorumluluğunu başkalarının sesine bırakması vardı.
Bu bana Kur’an’ın şu uyarısını da hatırlattı:
“Eğer yeryüzündekilerin çoğuna uyarsan seni Allah yolundan saptırırlar. Onlar ancak zanna uyuyorlar ve sadece yalan uyduruyorlar.” (En‘âm, 116)
Hz. İbrahim’in yaşadığı toplum putperestti. O ise kendisine sunulan kabulleri, sırf herkes benimsiyor diye kabul etmedi. Sorguladı, düşündü, aradı ve sonunda kendi sorumluluğunu üstlendi.
Belki de burada asıl mesele yalnız kalmak değildir.
Asıl mesele, herkesin içinde kendi sorumluluğuyla durabilmektir.
Peki Kierkegaard’ın sözünü ettiği kalabalığın bugün karşılığı nedir?
Eskiden kalabalığa karışmak için sokağa çıkmak gerekirdi.
Bugün kalabalık cebimizde.
Telefonlarımızın ekranlarında, sosyal medya akışlarında,........
