En Soğuk Hücre İnsanın Kendi Zihnidir
Brezilya sinemasının, geçtiğimiz yıl Walter Salles imzalı I’m Still Here ile En İyi Uluslararası Film Oscar’ını kucaklayarak başlattığı küresel etki, bu yıl Kleber Mendonça Filho’nun The Secret Agent’ı ile bir kez daha perçinleniyor. Festival yolculuğuna Cannes’da övgülerle başlayan ve En İyi Yönetmen ile FIPRESCI ödüllerine layık görülen film, 1970’lerin sonundaki askeri diktatörlük atmosferinde geçen bir psikolojik gerilim olarak öne çıkıyor. Akademi’nin geçen yılki duygusal ve aile odaklı tercihinin aksine, bu yıl Brezilya’nın aday adayı olarak çok daha stilize, tür sinemasıyla flört eden ve noir esintileri taşıyan bir yapımla yarışa dâhil olması, ülke sinemasının anlatı çeşitliliğini kanıtlar nitelikte. Daha önce politik ve alegorik bir evren inşa ettiği Bacurau (2019) ile Cannes’da Jüri ödülü kazanan Filho, bu kez de yılın en klostrofobik ve zekice kurgulanmış politik gerilimlerinden birini ortaya koyuyor.
Brezilya’da, askeri diktatörlüğün son yıllarında geçen film, siyasi nedenlerle aranan ve güneydeki kaos ortamından kaçarak, karnaval coşkusunun yaşandığı Recife’ye sığınan teknoloji uzmanı Marcelo’nun hikâyesine odaklanıyor. Noel ve yaklaşan karnavalın hareketli atmosferi içinde izini kaybettirmeye çalışan Marcelo, kiraladığı apartman dairesinde görünmez olmayı umarken; kendini, her telefon çalışında, kapıya bırakılan her notta ve komşularının meraklı bakışlarında rejimin nefesini ensesinde hissettiği tekinsiz bir bekleyişin içinde bulur. Geçmişin hayaletlerinin ve rejimin görünmez gözlerinin her köşe başında hissedildiği bir kâbusa dönüşen bu kaçış hikâyesi, somut bir düşmandan çok, şehrin mimarisine, nemli havasına ve insanların bakışlarına sinen bir atmosferde şekilleniyor.
Brezilya tarihinin karanlık bir dönemine, didaktik olmaktan kaçınarak ışık tutan senaryo; korkunun, gündelik hayatın neşesi ve rutini içine nasıl sızdığını göstererek, politik eleştiriyi karakterlerin paranoyası üzerinden yapıyor. Dönemin baskıcı........
