menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İyilikte bir Doğu-Batı karşılaştırması: Bona fides ya da hüsnüniyet

37 0
31.08.2026

Bugünlerde adeta yok olmuş izlenimi veren “iyi niyet” ilkesinin Doğu ve Batı medeniyetlerindeki hukuki, ahlaki izlerini biraz sürdükten sonra, kendi tarihimizi hatırlayarak aslında neyi kaybettiğimizi biraz göstermeye çalışayım.

Zira kötülük probleminin Batı felsefesindeki izleri de çok önemli bir hakikate tekabül ederken, bizi etkileme kapasitesiyle de dikkatimizde olmak zorunda.

Bu gerçekliğe rağmen biz, “önce iyilik” diyerek onun peşine düşmek istiyoruz.

İslam hukukunda “bona fides” kavramının tek bir kelimeyle birebir karşılığının olmadığını da hatırlatmak isterim: Belki de "Hüsnüniyet", "Emanet", "Sıdk (Doğruluk)" ve "Garezden/Suiniyetten Uzak Olmak" gibi kavramlar bir bütün olarak bu alanı doldurabilir.

İslam hukukunda "Ameller niyetlere göredir." evrensel fıkıh kaidesi, Mecelle M:2, niyetin hukuki sonuçlar doğurduğunu bize açıkça gösterir.

Bir kişinin, hakkını kullanırken başkasına zarar verme amacı gütmesi, iyi niyet eksikliği olarak kabul edilir ve fıkıhta yasaklanmıştır.

Zira zarar vermek de zarara zararla karşılık vermek de yoktur.

Ticari akitlerde de tarafların dürüst davranması, malın ayıbını gizlememesi, “bona fides” ilkesinin koruduğu dürüstlük kuralının, doğrudan İslam hukukundaki uygulamasıdır.

“Bona Fides”, toplumsal ilişkileri kurumsal ve hukuki bir güven üzerine inşa eder.

Bireyler, devletin ve kanunların "dürüstlük kuralını" koruyacağını bildikleri için yabancılarla veya büyük kurumlarla rahatça hukuki/ticari ilişkiye girerler.

Bu noktadaki güven, sistemin rasyonelliğinden ve iyi niyet........

© Diriliş Postası