OKURKEN KADIN OLMAK İSTEDİM
Macar bir aile... İsviçre’de eşitsiz şartlarda hayatta kalma çabasında... Kimliklerini korusalar da İsviçrelilerden daha fazla İsviçreli olmak zorundalar. Mondial isimli kafeteryayı devralmaları onlara yeni bir yol açıyor.
Voyvodina doğumlu Macar yazar “Melinda Nadj Abonji”, kendi hayatıyla benzeşen yanlarını öne çıkardığı “Güvercinler Havalanırken”le göçmen bir ailenin yaşadığı zorlukları ve varoluş çabasını anlatıyor.
Kitap, bir kronoloji takip etmeksizin yazarın belirlediği önem sırasına göre ilerliyor. Mesela Mareşal Tito’nun öldüğü yıl olan 1980’den başlıyoruz ama sonra daha ilerilere ve gerilere gidip gidip geliyoruz. Hatta bazen önce olayı dinleyip daha sonra zamanı öğreniyoruz; bazen de tam tersi oluyor.
Bana göre giriş kısmı çok ilginç... İlginç çünkü siyasi... Tito ölmüş, baba Miklós Kocsis ailesiyle beraber bir düğün için Voyvodina’ya dönüyor. Anlatıcı Ildiko; Nomi’den iki yaş büyük ablası... Her şeyi onun ağzından öğreniyoruz ve doğal olarak her şeye onun bakış acısıyla bakıyoruz. Ne yalan söyleyeyim okurken kadın olmak istedim. Yazar kadın, anlatıcı kadın okuyucu erkek olunca ortaya iyi bir ekip çıkmıyor gibi. Ildiko’nun sevdiği-sevmediği, keyif aldığı-bıktığı şeylerin yüzde yüzü size geçmemiş olabiliyor. Bunun için cinsiyet değiştirmeyi abartılı buluyorsanız burayı derhal terk edin çünkü öyle demedim.
Aile Macar ama aynı zamanda eski Yugoslavyalı. Yani baba Miklós’un Tito’yu sevmemesi için sebep aramaya gerek yok. Babanın Tito için neler düşündüğü zaman zaman belli ediliyor. Ancak her baskıcı rejimde olduğu gibi bu düşünceler uluorta zikredilmiyor. Birileri muhakkak sizi; yani Miklós’u durduruyor.
Satırlar resmen gerçekçilikten ağlıyor; sıfır oranındaki “olağanüstüsüzlük”........
