menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

MİTOS VE LOGOS’UN TÜRKİYE’Sİ

5 0
latest

İnsanlar ve toplumlar, tarihi olayları yaşarken onların gerçek yüzünü ve önemini her zaman tam olarak kavrayamayabilirler. Yaşadıkları travmalar, milletlerin diğer toplumları veya devletleri abartılı şekilde büyük veya tam tersi küçük görmelerine yol açabilir. Bu durum, devr-i âlem dediğimiz büyük güçlerin uzun süreli yükseliş ve çöküşlerinin bir parçasıdır.

Biz Türkler, Hunlar’dan Göktürkler’e, ilk Müslüman Türk devleti olan Karahanlılar’dan, Hindistan’da altı asır hüküm süren Babürler’e, Timur’dan Selçuklu ve Osmanlı’ya kadar Avrasya olarak bilinen coğrafyada cihan devletleri kurmuş bir milletiz. Ancak son üç asırdır yaşadığımız kayıplarla Anadolu’ya sıkışarak küçük bir ulus devlete dönüşmek zorunda kaldık. Cihanşümul devletlerden, kültür ve medeniyetlerden, Batı ve Doğu Bloku arasında, adeta "Timsahın" çenesinde varlık-yokluk mücadelesi vermek, her millette derin travmalar yaratır. 1980'lere, 90'lara kadar Türkler, Anadolu'ya hapsolmuş gibiydi; iş adamlarıyla, askeriyle, STK’larıyla, TİKA’sıyla, Maarif Okullarıyla, eğitim ve kültür diplomasisi kurumlarıyla dünyaya açılmak bir yana, vize almak bile imkânsızdı.

Ancak toparlanmak, özellikle kriz dönemlerinde yeniden ayağa kalkmak, cihan hâkimiyeti mefkûreleri geliştirmek, mazlum milletleri teşkilatlandırmak ve küllerinden büyük devletler kurmak, biz Müslüman Türklerin genetik kodlarında mevcuttur. Unutulmamalıdır ki, Mısır’daki Eyyubiler ve Memlukler Devleti’ni de, Eyyubiler döneminde Oğuz Türkmenlerinin yerleştiği Yemen’deki Resuliler (1229-1454) Devleti’ni de Türkler kurmuştur.

Askeri Güçten Yoksun Geveze Diplomasi!

Bu tarihi girizgâhı yapmamın sebebi, bugün Türkiye’nin son 40 yılda giderek artan bir ivmeyle dünyada son derece etkili bir girişimci ve insani diplomasi yürüttüğünü vurgulamaktır. Ünlü Türk diplomat, hukukçu ve siyasetçi Kamran İnan’ın şu meşhur tespitini hatırlamak yerinde olacaktır: "Arkasında etkin askeri güç olmayan diplomasi, gevezelikten ibarettir". Dünyayı analiz eden uzmanlar da bugün Türkiye’nin elde ettiği siyasi ve kültürel itibarın ile gücünün ardında etkin bir askeri varlığın ve üstün askeri teknolojinin büyük payı olduğu konusunda hemfikirdir. Türkiye’nin ileri ve üstün, insansız veya insanlı askeri savunma ile harp kapasitesi tam olarak bilinmese de, etkisi açıkça hissedilmektedir.

Dünya toplumlarının gönlüne taht kuran girişimci insani diplomasinin ardındaki en büyük gücün, tarihi misyonunu üstlenen, dosta güven ve düşmana korku salan Türk Silahlı Kuvvetleri'nin caydırıcı etkisi olduğu inkâr edilemez. Türkiye’nin dünyadaki bu iki bileşenli askeri-siyasi etkinliğini sahada görünür kılan eğitim ve kültür kurumları ise, ülkenin yumuşak gücüne büyük bir ivme kazandırmaktadır.

Göz Hasmını İyi Tanır, Türkiye’yi İsrail'e Sorun!

"Göz hasmını iyi tanır" derler. Bence bu soruyu Amerikalılara, Avrupalılara, Ruslara ve hatta Afrika’ya bakıp Çinlilere sormak gerekir. Dışişleri Bakanlığı başta........

© Diriliş Postası