TABELA DERNEKÇİLİĞİNDEN VİZYON HAREKETİNE
Türkiye’de sivil toplum kavramı uzun zamandır iki büyük imtihanla karşı karşıya. Birincisi, samimiyet imtihanı. İkincisi, etki imtihanı.
Çünkü bu ülkede çok fazla dernek kuruldu, çok fazla platform ilan edildi, çok fazla fotoğraf verildi, çok fazla “hayırlı olsun” konuşması yapıldı. Fakat geriye dönüp baktığımızda şu acı gerçekle yüzleşiyoruz: Birçok yapı, tabelasının ağırlığı kadar toplumsal iz bırakamadı.
Büyük salonlar tutuldu. Kalabalık protokol listeleri hazırlandı. Kürsülerden güzel cümleler kuruldu. Ama gençlere kaç kapı açıldı? Kadın girişimcilere kaç somut destek sağlandı? Anadolu’daki üretici ile finans dünyası kaç kez aynı masaya oturtuldu? Akademinin bilgisi, sanayinin sahasıyla kaç projede buluştu? Teknoloji, kültür, sanat, medya ve iş dünyası kaç kez ortak bir gelecek fikri etrafında birleşti?
İşte GİSİAD’ın ortaya çıkışı bu soruların tam ortasına düşüyor.
Girişimci İş ve Fikir İnsanları Derneği, yani GİSİAD, 6 Haziran’da gerçekleştireceği 1. Olağan Genel Kurul öncesinde ilk basın buluşmasını yaptı. GİSİAD Genel Başkanı Remzi Dursunkaya, televizyon ve gazetelerin genel yayın yönetmenleriyle bir araya gelerek yalnızca bir genel kurul daveti yapmadı; Türkiye’de yeni bir sivil toplum anlayışının kapısını aralayan güçlü bir vizyon ortaya koydu.
Dursunkaya’nın konuşmasında dikkat çeken en önemli cümlelerden biri şuydu:
“Kalabalık olmak değil, etkili olmak istiyoruz.”
Bugün Türkiye’nin tam da bu cümleye ihtiyacı var.
Çünkü artık kalabalıkların değil, nitelikli birlikteliklerin zamanı. Artık kartvizitlerin değil, projelerin zamanı. Artık protokol fotoğraflarının değil, sahada karşılığı olan işlerin zamanı. Artık yalnızca iş insanlarını aynı çatı altında toplayan kapalı çevrelerin değil; fikri olan genci, üretim yapan girişimciyi, bilgi üreten akademisyeni, topluma dokunan sanatçıyı, teknoloji geliştiren mühendisi ve doğru anlatıyı kuran medyayı aynı masa etrafında buluşturan açık ekosistemlerin zamanı.
GİSİAD’ın iddiası burada başlıyor.
Bu iddia, köksüz bir iddia değil. Tam tersine, bizim medeniyet hafızamızın çok güçlü bir damarına yaslanıyor. Anadolu’da üretim ahlakı denildiğinde akla yalnızca ticaret gelmez. Ahilik gelir. Lonca gelir. Usta-çırak ilişkisi gelir. Helal kazanç gelir. Emeğin hakkı gelir. İşin bereketiyle toplumun huzuru arasında kurulan o kadim bağ gelir.
Ahilik, yalnızca esnaf teşkilatı değildi. Ahlakla üretimi, dayanışmayla ticareti, kaliteyle insan yetiştirmeyi aynı bünyede birleştiren büyük bir medeniyet kurumuydu. Bugünün dünyasında buna “ekosistem” diyorlar. Biz bunu yüzyıllar önce “ahi kardeşliği” diye kurmuştuk.
GİSİAD’ın konuşmasında “insana yatırım” vurgusunun öne çıkması bu nedenle önemli. Çünkü sermaye büyüyebilir, şirketler büyüyebilir, cirolar büyüyebilir; ama insan yetişmiyorsa o büyüme kalıcı olmaz. Güven yoksa ortaklık olmaz. Ahlak yoksa ticaret bereket üretmez. Vizyon yoksa güç yönünü kaybeder.
Remzi Dursunkaya’nın “Kazandığın toprağa, büyüdüğün millete, içinde yaşadığın ülkeye sırt dönemezsin” sözü bu açıdan yalnızca........
