menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sandıkta verilen söz, kuliste değiştirilemez

17 0
10.01.2026

Sandık, sadece bir oy verme işlemi değildir. Sandık, seçmenle siyasetçi arasında kurulan ahlaki bir sözleşmedir. O sözleşmenin dili bazen yüksek sesle kurulmaz ama içeriği son derece nettir: “Ben buyum, bu çizgideyim, bu siyasete itiraz ediyorum ve bu nedenle sizden yetki istiyorum.” Seçmen de tam olarak buna bakarak karar verir.

Bugün yeniden alevlenen milletvekili transferleri meselesi, işte bu sözleşmenin neresinde durduğumuzu sorgulatıyor. Dün en sert cümlelerle eleştirdiği AK Parti’ye bugün geçenler de… AK Parti listesinden Meclis’e girip sonra Cumhuriyet Halk Partisi ya da başka bir partiye yönelenler de aynı ahlaki tartışmanın içindedir. Mesele parti isimleri değil; mesele verilen sözün ağırlığıdır.

Çünkü seçmen, bir vekile yalnızca bir isim olarak oy vermez. Bir duruşa, bir itiraza, bir vaade oy verir. “Ben bu politikalara karşıyım”, “Ben bu anlayışla mücadele edeceğim” diyen bir isim, seçmenden aldığı yetkiyi tam da bu cümleler sayesinde alır. O yetki, sonradan rahatça yeniden tanımlanabilecek bir kişisel sermaye değildir.

Elbette siyaset dinamiktir. Fikirler değişebilir, şartlar dönüşebilir. Kimseyi düşüncesini gözden geçirdiği için mahkûm etmek doğru değildir. Ancak burada ince ama hayati bir çizgi vardır: Seçmen iradesi. Fikir değişikliği ile seçmenin verdiği yetkiyi başka bir siyasi haneye yazmak aynı şey değildir.

Asıl sorun şudur:
Seçmene gidip “Bu partiye karşıyım” diyerek oy alıp, sonra o partiye geçmek; ya da “Bu anlayışla mücadele edeceğim” deyip, o anlayışın parçası olmak… Bu durumda seçmen haklı olarak şu soruyu sorar: “Benim oyum neyin karşılığında kullanıldı?”

Bu soru ne öfkelidir ne de saygısız. Aksine, demokrasinin en temel sorusudur. Çünkü demokrasiyi ayakta tutan şey sadece sandık değil, sandığın anlamıdır. O anlam zedelenirse, siyaset kazanır gibi görünür ama toplum kaybeder.

Kimseyi incitmeden söyleyelim:
Milletvekilliği, bir koltuk kadar emanettir. O emanetin sahibi de partiler değil, liderler değil; seçmendir. Ve emanet ahlakı, siyaset üstü bir meseledir.

Bugün transferler konuşuluyor olabilir. Ama yarın konuşulacak olan şey şudur:
Seçmen, verdiği sözün arkasında duran siyasetçiyi mi hatırlayacak, yoksa rüzgâra göre yön değiştiren bir tabloyu mu?

Bu sorunun cevabı, siyasetin değil; vicdanın alanına girer.
/////////

MADURO’YU DEVRİDİLER, VENEZUELA’YI YÖNETEMEDİLER

Aşağıdaki satırlar, Venezuela’da şu an yaşananlardan hareketle yazıldı: bir süredir uluslararası siyasetin en çalkantılı sahnesi haline gelen bu Latin Amerika ülkesi artık sadece iç bir kriz değil; küresel güç dengesinin kırılma noktası haline geldi.

3 Ocak 2026 tarihinde Amerika Birleşik Devletleri, askeri güç ve özel operasyonlarla Nicolás Maduro ile eşi Cilia Flores’i Caracas’ta yakalayıp ülke dışına çıkardı .. Bu şüphesiz ve........

© Diriliş Postası