KAHKAHANIN ARKASINDAKİ GÖLGE 70’LERİN HESAPLAŞILMAYAN MİRASI
Bazı hikâyeler sahnede anlatılır.
Sonra ışıklar kapanır.
Ama geriye bir soru kalır:
Acaba biz gerçekten bir aile hikâyesi mi dinledik, yoksa Türkiye’nin hâlâ yüzleşemediği bir dönemin yankısını mı?
Komedyen İmran Deniz Göktaş’ın stand-up gösterisinde en çok öne çıkan karakterlerden biri babası…
“İyi baba” diye tarif ettiği, sevgiyle anlattığı, kimi zaman şakalaştığı, kimi zaman politik tavrını mizah malzemesi yaptığı bir baba figürü.
Fakat mesele sadece baba-oğul ilişkisi değil.
Çünkü Türkiye’de bazı babalar sadece baba değildir.
Bir dönemin taşıyıcısıdır.
Bir ideolojinin, bir kavganın, bir sokak kültürünün, bir politik hafızanın temsilcisidir.
Özellikle de 1970’leri yaşamış kuşak için…
Türkiye o yıllarda ağır bir sınavdan geçti.
Üniversite kapılarında, mahallelerde, kahvehanelerde, sokaklarda genç insanlar birbirine düşman edildi.
Sağdan da soldan da bu ülkenin çocukları öldü.
Her gün gazetelerin üçüncü sayfalarına düşen siyasi cinayetler…
Ve sonunda 12 Eylül askeri darbesine giden kanlı yol…
Bugün o yılları sadece romantik bir “gençlik mücadelesi” gibi anlatmak büyük eksikliktir.
Çünkü o dönemin arkasında ailelerin yıkıldığı, ocakların söndüğü, insanların hayatını kaybettiği ağır bir Türkiye gerçeği vardır.
İşte bu nedenle geçmişle hesaplaşırken seçici davranamayız.
Kendi mahallesinin acısını hatırlayıp, kendi mahallesinin yanlışlarını unutmak gerçek bir yüzleşme değildir.
İmran Deniz Göktaş’ın babası Kemal Göktaş hakkında geçmiş dönem kayıtlarına yansıyan iddialar da tartışmanın bu yönünü yeniden gündeme taşıdı.
Bu kayıtlarda Kemal Göktaş’ın 1980’li yıllarda THKO bağlantılı süreçler, Çorum olayları ve çeşitli adli dosyalar kapsamında cezaevi süreçleri yaşadığı bilgileri bulunuyor.
Elbette kimse babasının geçmişinden dolayı yargılanamaz.
Hukukun en temel ilkelerinden biri budur.
Suç da sorumluluk da şahsidir.
Bir geçmiş nasıl anlatılıyor?
Bir miras sonraki kuşağa nasıl aktarılıyor?
Yoksa romantize edilerek mi?
Çünkü dünyanın bütün büyük kırılmalarından sonra toplumların önüne aynı soru çıktı.
Almanya, İkinci Dünya Savaşı sonrasında sadece kaybedilen savaşı değil, kendi toplumunun o dönemdeki rolünü de tartıştı.
İtalya, Kızıl Tugaylar dönemini konuştu.
Japonya, savaş geçmişinin gölgesiyle yıllarca mücadele etti.
Çünkü milletlerin olgunlaşması sadece zaferlerini anlatmasıyla olmaz.
Hatalarıyla yüzleşebilmesiyle olur.
Bizde ise........
