İRAN KAZANDI, ABD KAYBETTİ
Savaşların kaderi yalnızca cephede belirlenmez.
Bazen bir füzenin nereye düştüğünden çok, ateşkes masasına hangi şartların konulduğu önemlidir. Bazen savaşın kazananını tankların ilerlediği hat değil, masaya yazılan geri çekilme maddeleri gösterir. Bazen de yenilginin en açık belgesi, “barış” başlığı altında dolaşıma sokulan mutabakat taslağıdır.
Bugün Ortadoğu için konuşulan tablo tam olarak budur.
Savaşın nasıl duracağına ilişkin masaya gelen mutabakat taslağı, sıradan bir ateşkes metni gibi okunamaz. Bu taslak yalnızca “silahlar sussun” çağrısı değildir. Aynı zamanda savaş sonrası bölgesel düzenin hangi güç lehine şekilleneceğini gösteren siyasi bir haritadır.
Taslakta yer alan maddelere bakıldığında tablo nettir:
Lübnan dahil tüm cephelerde çatışmaların durdurulması isteniyor. ABD’nin İran’ın iç işlerine karışmama ve İran İslam Cumhuriyeti’nin egemenliğine saygı taahhüdü öne çıkıyor. Deniz ablukasının kaldırılması, petrol ve petrokimya ürünlerine yönelik yaptırımların askıya alınması, İran’ın mali kaynaklarına erişiminin sağlanması konuşuluyor. Amerikan kuvvetlerinin İran çevresinden çekilmesi şartı masaya geliyor. Bloke edilen milyarlarca doların serbest bırakılması ve İran için yüz milyarlarca dolarlık yeniden yapılandırma planı talep ediliyor. Daha da önemlisi, İran’ın füze programı ve bölgedeki direniş gruplarına desteği pazarlık dışı bırakılıyor.
Yani mesele sadece savaşın durması değil.
Mesele, savaş dururken kimin neyi koruduğu, kimin neyi terk ettiği, kimin geri çekildiği ve kimin masadan kazançla kalktığıdır.
Bu açıdan bakıldığında sonuç açıktır:
İran kazandı, ABD kaybetti.
Çünkü birinci madde zaten savaşın sahadaki baskı aracını ortadan kaldırıyor. Lübnan dahil tüm cephelerde çatışmaların durması, İran ve bölgedeki müttefikleri üzerindeki askerî basıncın gevşemesi demektir. Washington’un ve müttefiklerinin kurmaya çalıştığı ateş çemberi kapanmıyor; tam tersine, Tahran’ın istediği şartlarda söndürülüyor.
Bu, İran’ın cephede ezildiği için değil; aksine cephede direnerek masayı zorladığı için gündeme gelen bir başlıktır.
İkinci madde daha da dikkat çekici.
ABD’nin İran’ın iç işlerine karışmama ve İran İslam Cumhuriyeti’nin egemenliğine saygı taahhüdü, diplomatik nezaket cümlesi değildir. Bu, yıllardır İran’a karşı rejim değişikliği imalarıyla, yaptırımlarla, örtülü operasyonlarla, bölgesel baskı politikalarıyla yürütülen hattın geri çekilmesidir.
Washington’un Tahran’a “iç düzenine müdahale etmeyeceğim” demesi, fiilen İran rejiminin meşruiyet alanını kabul etmesi anlamına gelir.
Bu cümle, masada İran’ın aldığı en büyük siyasi güvencelerden biridir.
Üçüncü başlık ekonomik........
