menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

19 Mayıs'tan 15 Temmuz'a... Atatürk ve Erdoğan: İki farklı dönem, aynı millî idare çizgisi

51 0
19.05.2026

Türkiye tarihinin bazı günleri vardır; yalnızca takvim yapraklarında durmaz, milletin hafızasında nöbet tutar. 19 Mayıs 1919 böyle bir gündür. 15 Temmuz 2016 da böyledir. Biri işgal altındaki bir vatanın yeniden ayağa kalktığı ilk büyük adımdır; diğeri, millet iradesini tankla, uçakla, kurşunla teslim almak isteyen ihanet şebekesine karşı verilen büyük direniştir.

Bu iki tarih arasında yaklaşık bir asır vardır. Dönemler farklıdır, şartlar farklıdır, tehditlerin biçimi farklıdır. Fakat değişmeyen bir hakikat vardır: Türkiye’nin kendi kaderini kendi belirleme iradesi.

Mustafa Kemal Atatürk, emperyalizmin Anadolu’yu parçalamak istediği bir dönemde Samsun’a çıkarak millî direnişi başlattı. Recep Tayyip Erdoğan ise 15 Temmuz gecesi devleti içeriden teslim almak isteyen darbeci ve işgalci kalkışmaya karşı milleti meydanlara çağırdı. Biri işgal kuvvetlerinin gölgesinde milletin istiklal yürüyüşünü örgütledi; diğeri devletin içine sızmış ihanet aklına karşı milletin egemenlik nöbetini ayağa kaldırdı.

İKİ FARKLI DÖNEM, AYNI TARİHÎ DAMAR

Atatürk ve Erdoğan’ı aynı cümlede buluşturan şey, tarihî dönemlerin benzerliği değil; millet iradesi fikrinin sürekliliğidir. Atatürk’ün dönemi, Mondros’un ardından orduları dağıtılmış, şehirleri işgal edilmiş, geleceği Sevr masalarında parçalanmak istenen bir milletin dönemiydi. Erdoğan’ın dönemi ise darbelerle, vesayet düzenekleriyle, terörle, ekonomik operasyonlarla, medya kuşatmalarıyla ve nihayet 15 Temmuz’daki kanlı darbe girişimiyle Türkiye’nin bağımsız yürüyüşünün kesilmek istendiği dönemdir.

Atatürk, “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” diyerek Cumhuriyet’in temelini millet iradesine dayandırdı. Erdoğan, 15 Temmuz gecesi milleti meydanlara çağırarak bu iradenin tankla, uçakla, silahla ve ihanetle gasp edilemeyeceğini bütün dünyaya gösterdi. Atatürk’ün Samsun’da başlattığı yürüyüşte millet “mandayı ve himayeyi” reddetti. Erdoğan’ın 15 Temmuz’daki çağrısıyla meydanlara inen millet ise “vesayeti ve darbeyi” reddetti.

Bu yüzden 19 Mayıs ile 15 Temmuz, birbirinden kopuk iki tarih değil; aynı millî hafızanın iki büyük direniş durağıdır. Biri istiklalin kapısını açtı, diğeri millî iradenin kapısına dayanan darbeyi püskürttü. Biri Cumhuriyet’e giden yolu başlattı, diğeri milletin seçilmiş iradesini korudu.

19 MAYIS: EMPERYALİZME KARŞI İLK BÜYÜK CEVAP

19 Mayıs 1919’da Anadolu’nun üzerinde ağır bir karanlık vardı. Birinci Dünya Savaşı bitmiş, Osmanlı Devleti Mondros Mütarekesi’yle fiilen teslim alınmak istenmişti. Limanlar, demiryolları, haberleşme hatları kontrol altına alınıyor; ordu dağıtılıyor; milletin geleceği işgal kuvvetlerinin masalarında çiziliyordu.

Böyle bir zamanda Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a çıkışı, sıradan bir askerî görevin başlangıcı değildi. O adım, emperyalizme karşı milletin yeniden ayağa kalkma iradesiydi. Samsun’dan başlayan yürüyüş Amasya’da bir fikre dönüştü: “Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.”

Bu cümle, Millî Mücadele’nin kalbidir. Kurtuluş dışarıdan beklenmeyecekti. Manda kabul edilmeyecekti. Himaye istenmeyecekti. Millet kendi kaderini kendi tayin edecekti. Erzurum’da vatanın bölünmezliği ilan edildi. Sivas’ta millî irade........

© Diriliş Postası