Nalçik olayları demokratik Rusya’ya bir anıt olurken
Ülkü Menşure Solak yazdı;
Nalçik olayları demokratik Rusya’ya bir anıt olurken
13 Ekim 2005’in üzerinden 21 yıl geçti. Zaman aktıkça bilgilerin çarpıtılma oranı da artıyor. “Bir takım İslamcı militanların durduk yere sağa sola saldırması” diye anlatılanların ardında neler olduğunu, ‘taraflı’ dediğimiz yapay zekaların en beceriksizi bile size anlatabilir. Fakat görmek istemeyen için güneş bile karanlık olabilir. Benim endişem, çarpıtılan bu hikâyenin İslam’ın barbar, vahşi bir saldırganlık ideolojisi olarak gösterilmesiyle perdelenen “Rus faşizmine övgü”ye dönüşmesi. Böyle diyorum çünkü çocukları kurban edenlerin, çocukları cephelere gönderenlerin, kendi barbarlıklarını örtebilmek için en çok kullandıkları kavram İslam dinidir. Bilerek bu propagandanın yapıldığı meselesini, yazının konusundan uzaklaşmamak için şimdilik bir kenara bırakıyorum. Demokrasiyi, çağdaş(?) yaşamı överken bir ibret öyküsü olarak önümüze koydukları bu acı vakada canı yanan, kanı dökülen, evladına bir mezar bile bulamamış olan yine Çerkestir ve mevzunun kalbi tam da bu kelimedir: Çerkes!
Çeçenistan’ın işgali ve karşı direnişle başlayan Kuzey Kafkasya’nın son çeyrek yüzyılındaki bağımsızlık hareketleri, merkezi yönetimi tedirgin ettiğinde, savaşın içinde olsun, olmasın bütün Kuzey Kafkasya bu tedirginlikten nasibini aldı. Bir isyan potansiyeli olduğu düşünülen neresi varsa, orada devletin izleyen ve fişleyen gözleri açık, sopası ise daha sert ve sıktı. Camileri kapatmak, özellikle genç Müslüman Çerkesleri gözaltı, sorgu ve benzeri tutumlarla bunaltmak, Kabardey ve Balkarlar arasındaki toprak sorununu çözümsüz bırakıp, iki halkın arasındaki gerilimi artırarak odağı yapay problemlerde tutmaya çalışmak, yapılanların en basitleriydi. Bu tutumlar, yeraltına inişi, devlete öfkeyi güçlendirdi. Gözaltında ölen, otobüs terminallerinde vurulan, yozlaşmış kadroların şikayetleriyle sahte davalarla boğuşup duran........
