İsrail basınında Türkiye algısı ve gerçeklik arasındaki mesafe; ‘Yeni İran’ tartışması
Mehmet Yıldırım yazdı;
İsrail basınında Türkiye algısı ve gerçeklik arasındaki mesafe; “Yeni İran” tartışması
Merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nun “Türkiye İran olmaz, Cezayir olmayacak; Suriye olmasına da fırsat vermeyeceğiz” sözü; 28 Şubat süreci gibi darbe atmosferinde milli iradeye ve halkın İslami Hassasiyetine vurgu yapan bir dik duruş ifadesidir.
Seküler-Ultra Laik, Kemalist ve CHP’li siyasilerin o dönemde, sıklıkla söylediği: “Türkiye, İran olmayacak” sözüne karşı, Yazıcıoğlu; Türkiye'nin kendi özgün şartlarına sahip olduğunu savunur.
Katil ve Siyonist İsrail rejiminin adamlarının, son günlerde koro halinde dillendirdiği; “Türkiye yeni İran” sözü, Merhum Yazıcıoğlu’nu hatırlattı.
İsrail’in Time of İsrael, Maariv ve The Jerusalem Post gibi gazetelerinde yer alan analizler, Türkiye’yi: İsrail açısından “giderek artan stratejik tehdit” olarak tanımlıyor. Ortadoğu uzmanı Yoni Ben-Menachem’in değerlendirmelerine dayandırılan bu çerçevede, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki Türkiye’nin bölgesel güç boşluğunu doldurmaya çalışan, hatta İran’ın yerini alabilecek bir aktör olduğu ileri sürülüyor.
Söz konusu analiz, Türkiye’nin Filistin meselesindeki sert söylemini; İsrail karşıtı politik tutumunu ve olası bölgesel ittifak arayışlarını bir araya getirerek, Ankara’yı “yeni bir Sünni eksenin merkezi” olarak konumlandırıyor. Suudi Arabistan, Mısır ve Pakistan gibi ülkelerin de bu eksene dahil olabileceği iddia ediliyor. Tel Aviv penceresinden bakıldığında bir "kuşatma stratejisi" olarak kodlanıyor.
Oysa son yıllarda Türkiye’nin Mısır ve Körfez ülkeleriyle yürüttüğü normalleşme süreçleri, ideolojik bir bloklaşmadan çok ekonomik ve diplomatik pragmatizm temelinde ilerliyor. Bölgedeki ilişkiler daha çok çıkar dengeleri üzerinden şekilleniyor; sabit ve ideolojik bir eksenleşme tablosu henüz ortaya çıkmış değil.
Bu çerçeveleme, Türkiye’nin bölgesel etkisini artan bir “güvenlik riski” olarak okuyan İsrail merkezli bir perspektifin ürünü olarak dikkat çekiyor.
Söylem mi, strateji mi?
Analizde öne çıkan en tartışmalı nokta, Türkiye’nin İran ile kıyaslanması. “Türkiye yeni İran’dır” şeklindeki bu yaklaşım, aslında analitik bir tespitten çok, güçlü bir jeopolitik benzetme üzerinden kurulan bir algı çerçevesi.
İran, İsrail kamuoyunda yüksek tehdit algısı olan bir ülke, dolayısıyla Türkiye’yi İran’a benzetmek; otomatik olarak tehdit seviyesini yükseltir. Bu teknik: “suçluluk aktarımı” (guilt by association) olarak........
