Terörsüz Türkiye: Muş saha raporu ve Malazgirt Zaferi
E. Yarbay Halil Mert yazdı;
MUŞ SAHA RAPORU VE MALAZGİRT ZAFERİ
Kürt-Türk ortak töresi, devlet aidiyeti, siyasi temsil ve psikolojik harp açısından stratejik değerlendirme
Bu çalışma, 2026 yılı Ağustos ayı, Zafer Haftası’nda Muş ilinde gerçekleştirilen saha gözlemleri ve vatandaşlarla yapılan doğrudan temaslardan hareketle hazırlanmış bir saha değerlendirme ve STRATEJIK ANALIZ RAPORU’dur.
Kapsam: "Terörsüz Türkiye" vizyonu çerçevesinde, Muş merkezli Doğu ve Güneydoğu Anadolu illerindeki sosyo-politik durum, siyasi teşkilat zafiyetleri ve sosyolojik gerçeklikler.
Yöntem: Yerinde gözlem, halkla temas ve vaka analizi.
Aşağıdaki tespitler; bölgedeki siyasi, bürokratik ve sosyolojik eksikliklerin bir an evvel giderilmesi adına, sahanın gerçek sesini yansıtacak şekilde madde madde derlenmiştir…
Çalışmanın temel amacı, “TERÖRSÜZ TÜRKİYE” hedefinin yalnızca terör örgütünün silah bırakması veya güvenlik boyutuyla sınırlı değerlendirilemeyeceğini ortaya koymaktır.
Sahadaki gözlemler; bölge insanının misafirperverlik, aile, töre, dayanışma, vatan, bayrak, askerlik ve devlet gibi kavramlara yönelik güçlü toplumsal reflekslerini; Kürt Türkleri vatandaşlarımızın önemli bir bölümünde Türkiye Cumhuriyeti'ne ve Türk Milleti’ne aidiyet duygusunun canlılığını; buna karşılık siyasetin ve devlet kurumlarının bu toplumsal gerçekliği yeterince okuyup değerlendiremediğini göstermektedir.
Raporda ayrıca, bölücü örgütün yalnızca silahlı kapasitesinin değil, vatandaşın zihninde oluşturduğu “devleti hizmet vermeye zorlayan güç” algısının da ortadan kaldırılması gerektiği vurgulanmaktadır.
Temel değerlendirmemiz şudur:
Terörsüz Türkiye'nin nihai başarısı, yalnızca silahların susması değil; terör örgütünün vatandaş üzerindeki psikolojik, siyasi ve sosyolojik etkisinin de sona erdirilmesine bağlıdır.
I. SAHA RAPORUNUN KAPSAMI VE YÖNTEMİ…
Bu çalışma bilimsel anlamda nicel bir kamuoyu araştırması değildir.
Herhangi bir anket, istatistiksel örneklem veya seçmen araştırması iddiası taşımamaktadır.
Çalışmanın temelini; Muş ilindeki doğrudan saha gözlemleri, farklı ailelerle gerçekleştirilen görüşmeler, gençlerle yapılan sohbetler, vatandaşların gündelik hayat içerisindeki tutumları, siyasi ve sosyal meseleler hakkındaki değerlendirmeleri, misafirlikler sırasında gözlemlenen davranışlar,kamu hizmetleri ve devlet algısına ilişkin anlatımlar oluşturmaktadır.
Dolayısıyla aşağıdaki değerlendirmeler “sahanın tamamı böyledir” iddiası taşımamakta; ancak sahada gözlemlenen bazı önemli eğilimlerin, Terörsüz Türkiye politikası bakımından dikkate alınması gereken stratejik göstergeler olduğunu ileri sürmektedir.
II. BİRİNCİ SAHA GÖZLEMİ: MİSAFİRPERVERLİK, ORTAK TÖRENİN YAŞAYAN GÖSTERGESİDİR…
Muş'ta gerçekleştirilen temaslarda en dikkat çekici hususlardan biri, insanların misafirlerine karşı gösterdiği samimi ve güçlü misafirperverliktir.
Bu gözlemin özellikle dikkat çekici hâle geldiği bir olay yaşadım.
Geçmişinde PKK nedeniyle hapis yatmış ve cezaevinden çıkmış bir kişinin de bulunduğu bir aileye misafir oldum.
Sohbet sırasında Kürtlerin tarihî kökenleri, Türklerle ortak geçmişleri ve Türk dünyasıyla ilişkileri konusunda kendi tarihî değerlendirmelerimi anlattım. Muhatabım beni büyük bir ciddiyetle ve sabırla dinledi. Bir süre sonra kendisine doğrudan sordum:
“Sen söylediklerimin hiçbirine katılmıyorsundur. Buna rağmen beni neden bu kadar dikkatle dinliyorsun?” Verdiği cevap, bu saha çalışmasının benim açımdan en anlamlı cümlelerinden biri oldu: “Estağfurullah komutanım. Siz bizim misafirimizsiniz. Misafir baş tacıdır. Biz elbette dinleriz. Bu cümle üzerinde özellikle durmak gerekir.
Çünkü burada siyasi bir tartışmadan çok daha derin bir toplumsal kod ortaya çıkmaktadır.
Bu davranış; misafire saygı, büyüğe hürmet, tahammül, nezaket. aile terbiyesi gibi Büyük Türk Milleti’nin değerlerinin yaşandığını göstermektedir.
Kendisine de ifade ettiğim gibi: “Kendinizi görün. Bu güzelliğinizi görün. İşte bu, büyük Türk Milleti’nin ortak töresinin ve ortak terbiyesinin bir yansımasıdır.” Bu sözler üzerine gözlerinin dolması, konuşmanın yalnızca siyasi veya tarihî bir tartışma olmadığını gösteren önemli bir psikolojik işaretti.
Sosyolojik Birlik ve Kültürel Direnç
Töre ve Terbiye Birliği Göz Ardı Edilemez: Kürt Türklerinin yoğun olarak yaşadığı bu bölgede ıskalanan en büyük hakikat, mazi, iman, töre ve terbiyemizin "bir" olduğudur. Kürtler, bu büyük milletin ayrılmaz ve asli bir parçasıdır.
Öz Değerler Doğuda Yaşıyor: Bugün Türkiye'nin batısında modernizmin etkisiyle kaybolmaya yüz tutan Türk-İslam töresi; tıpkı Kırım'da, Tataristan'da, Kazakistan veya Özbekistan'da olduğu gibi, burada (Muş örneğinde) Kürdüyle Türküyle hâlâ dimdik ayakta tutulmakta ve özüne uygun yaşanmaya çalışılmaktadır.
Aydınların Aymazlığı ve İdeolojik Çarpıtmalar: Bir kısım solcu ve İslamcı aydının "Türküm" demekten kompleks duyması, emperyalizmin oyunlarına zemin hazırlamaktadır. İş öyle bir noktaya gelmiştir ki; sadece "Kürtçülük" ideolojisi üzerinden alan açılmakla kalınmamış, "Oğuz Kağan Kürt'tür" diyecek kadar tarihi gerçeklikten kopuk bir akıl tutulması baş göstermiştir. Bu algı operasyonlarına karşı milli kimliğimiz tavizsiz savunulmalıdır.
III. STRATEJİK DEĞERLENDİRME: ORTAK TÖRE, TERÖRLE MÜCADELENİN SOSYOLOJİK DAYANAĞIDIR…
Bu olaydan çıkarılabilecek stratejik sonuçlardan biri şudur:
Türkiye'nin doğusunda yaşayan vatandaşlarımızla Batı'da yaşayan vatandaşlarımız arasında, siyasetin ve ideolojik propagandanın öne çıkardığı farklılıklardan çok daha güçlü ortak kültürel kodlar bulunmaktadır.
Töre, aile, misafirperverlik, yardımlaşma, büyüğe saygı, şehitlik, vatan ve bayrak gibi değerler, bölgedeki toplumsal hayatın önemli unsurları olmaya devam etmektedir.
Bu durum, Terörsüz Türkiye bakımından büyük bir stratejik avantajdır.Çünkü terör örgütleri yalnızca silahla mücadele edilerek ortadan kaldırılmaz.
Terör örgütünün beslendiği kimlik, aidiyet, mağduriyet ve yabancılaşma anlatılarının da etkisizleştirilmesi gerekir.
Türkiye'nin elindeki en güçlü araçlardan biri ise zaten toplumun kendi bünyesinde mevcut olan bu ortak kültürel zemindir.
Devletin görevi, bu ortak zemini görünür ve güçlü hâle getirmektir.
IV. İKİNCİ SAHA GÖZLEMİ: GENÇLERİN ASKER VE POLİS OLMA ARZUSU…
Saha temasları sırasında özellikle gençlere ve lise çağındaki öğrencilere şu soruyu yönelttim:
“Büyüyünce ne olmak istiyorsun?”
Verilen cevaplar içerisinde dikkat çekici ölçüde askerlik, subaylık ve polislik tercihleriyle karşılaştım. Görüştüğüm gençlerin önemli bir bölümünde güvenlik mesleklerine yönelik belirgin bir ilgi bulunması dikkat çekiciydi. Bu gözlem, bölge gençliğinin tamamını temsil eden istatistiksel bir veri değildir. Ancak stratejik açıdan dikkate alınması gereken bir saha göstergesidir. Çünkü genç bir insanın geleceğini askerlik veya polislik üzerine kurması, devlet kurumlarına yönelik belirli bir güven ve aidiyet duygusunun bulunduğunu düşündürmektedir. Bu nedenle şu soruyu sormak gerekir:
“Türkiye'ye, Türk Silahlı Kuvvetlerine ve Türk devletine yönelik aidiyet duygusunun tamamen ortadan kalktığını ileri süren yaklaşımlar sahadaki bütün gerçekliği açıklayabilmekte midir?” Benim saha gözlemlerim açısından cevap açıktır: Hayır.
Kürt Evlat Asker-Polis olmak istiyor yani Büyük Türk Milleti’ne fedai olmak istiyor.
V. STRATEJİK DEĞERLENDİRME: DEVLET AİDİYETİ HÂLÂ ÖNEMLİ BİR GÜÇ KAYNAĞIDIR…
Gençlerin asker ve polis olma arzusu, devlet açısından yalnızca bir meslek tercihi olarak görülmemelidir. Bu durum aynı zamanda:
“Ben bu devletin güvenliğine katkıda bulunmak istiyorum.” anlamına gelebilecek bir aidiyet göstergesidir.
Tekrar ediyorum. Çok önemli… Kürt Evlat Asker-Polis olmak istiyor yani Büyük Türk Milleti’ne fedai olmak istiyor. Dolayısıyla Türkiye'nin bölge gençliğine yönelik politikası yalnızca ekonomik kalkınma, istihdam ve eğitim üzerinden yürütülmemelidir.
Bunların yanında; vatandaşlık bilinci, devlet aidiyeti, ortak kültür, ortak gelecek, askerlik ve kamu hizmetinin itibarı gibi unsurlar da güçlendirilmelidir.
Özellikle bölgedeki gençlerin Türk Silahlı Kuvvetleri ve emniyet teşkilatını kendilerine ait kurumlar olarak görmeleri, Terörsüz Türkiye bakımından son derece önemli bir psikolojik güçtür...
VI. ÜÇÜNCÜ SAHA GÖZLEMİ: VATANDAŞIN DEVLET HİZMETİNE BAKIŞINDA PSİKOLOJİK SORUN…
Saha temaslarında dikkat çeken bir başka husus, devlet tarafından gerçekleştirilen bazı hizmetlerin vatandaşın zihninde farklı bir aktöre mal edilebilmesidir.
Örneğin bir köy yolunun yapılması konusunda, bunun devletin hizmeti olduğu gerçeği yerine, “PKK'nın devlete baskı yapması sonucunda yapıldığı” şeklinde bir değerlendirmeyle karşılaşılmıştır.
Bu cümle, tek başına son derece önemli bir psikolojik harp göstergesidir. Çünkü burada konu yolun yapılması değildir. Konu, yolu kimin yaptığı değil, vatandaşın zihninde yolun kimin hanesine yazıldığıdır. Devlet hizmet üretmektedir. Fakat hizmetin siyasi ve psikolojik getirisi terör örgütünün hanesine yazılıyorsa, devlet yalnızca iletişim alanında değil, stratejik rekabet alanında da kayıp yaşamaktadır.
VII. STRATEJİK DEĞERLENDİRME: TERÖR ÖRGÜTÜNÜN “DEVLETİ ZORLAYAN GÜÇ” ALGISI YIKILMALIDIR…
Terörsüz Türkiye bakımından en önemli hedeflerden biri, şu algının ortadan kaldırılmasıdır: “Devlet ancak terör örgütünün baskısıyla hizmet verir.” Bu algı devam ettiği müddetçe devletin yaptığı her yatırım, örgütün propaganda malzemesine dönüşebilir.
Devlet yol yapar: “Örgüt yaptırdı.”
Devlet okul yapar: “Örgüt baskı yaptı.”
Devlet güvenliği sağlar: “Örgüt sayesinde devlet geri adım attı.”
Bu zihniyet kırılmadığı sürece, terör örgütünün silahı susturulsa dahi propagandası yaşamaya devam eder. Dolayısıyla Terörsüz Türkiye'nin ikinci aşaması, silahlı mücadelenin ardından algısal ve psikolojik alanın yeniden kazanılması olmalıdır.
VIII. DÖRDÜNCÜ SAHA GÖZLEMİ: DEVLET YANLISI KÜRT VATANDAŞLARIN GÖRÜNÜRLÜĞÜ…
Sahada dikkat çeken bir başka mesele, devletle güçlü aidiyet ilişkisi bulunan başta korucular olmak üzere Kürt Kökenli vatandaşlarımızın siyasi ve toplumsal görünürlüğüdür. Türkiye'de yaşayan Kürt vatandaşlarımızın tamamının tek bir siyasi yapı tarafından temsil edildiği yönündeki algı kabul edilemez.
Kürt vatandaşlarımız arasında; devletine bağlı, vatanına bağlı, bayrağına bağlı, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne saygı duyan, Türkiye Cumhuriyeti'nin bütünlüğünü savunan, teröre karşı olan, demokratik siyaseti benimseyen çok geniş bir toplumsal kesim bulunmaktadır. Bu vatandaşların siyasi temsilinin güçlendirilmesi, Terörsüz Türkiye'nin en önemli sosyal hedeflerinden biri olmalıdır.
IX. STRATEJİK DEĞERLENDİRME: TEMSİL BOŞLUĞU BIRAKILMAMALIDIR…
Siyasette boşluk bırakıldığında o boşluk mutlaka başka bir........
