menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Horlayan adamlar, ağlayan çocuklar: Kamusal alanı kim kurar?

39 0
previous day

Horlayan adamlar, ağlayan çocuklar: Kamusal alanı kim kurar?H

Uçaklardaki gürültüden bahsedildiğinde genellikle konu çocuk ağlamalarından açılıyor ama pek sık ifade edilmeyen gerçek şu: Uçaklarımızda belki ağlayan çocuklardan çok horlayan adamlar var.

Üstelik çoğunlukla öyle kesintisiz, üst perdeden bir horlama ki birkaç sırayı esir alıyor; kimse bir şey yapamıyor. Tıkaçlar yetmiyor; meditasyon teknikleri kifayetsiz kalıyor. Felaket bir şey.

“Sandalyesini sarsıp sonra türbülans mı desem?”

“Uyuyanı dürtmek saygısızlık mıdır?”

“Uyurken mi yılan bile dokunmuyordu, su içerken mi?”

“Böyle evindeymiş gibi, zihninin gerisinde hiçbir dış ortam bilgisi olmadan forul forul uyuyabilen bir adam uyandırılsa kim bilir nasıl tepki verir?”

“Uyku terörü yaşıyorsa, eski bir ajansa, aniden uyandırılınca boğazıma sarılırsa?”

Diye diye yolu bitiriyorsun. O ise hiç susmuyor.

Geçen hafta yine bunu yaşadık. Bol türbülansa rağmen uçaktaki bebekler bile “Biz şimdi hiiç ağlamaya girmeyelim, sesimizi bile duyuramayız” diye düşünmüş olacak ki sustu.

Hostese sorulduğunda verdiği cevap ise mükemmeldi: “Ama horluyor diye birini uyandıramayız ki. Neyse, iniş anonsuyla uyanır.”

İniş anonsuna en az iki saat vardı. Gürültüsel zamanla 200 saat.

Azimle horlayan anonsu deler. Adamı ne türbülans uyandırdı ne kabin anonsları ne de yemek servisi. Bütün kabin onun horlamasının gürlek ritmine teslim oldu. Bakışmalar, gülüşmeler, göz devirmeler, sessiz oflamalar, kulaklığın sesini biraz daha açmalar, kulağı yastığa bastırmalar arasında en az bir saat geçti.

Sonunda yanında oturan babaç görünümlü bir adam kulaklığını çıkarıp yolcuyu hafifçe çimdikleyerek uyandırdı: “Kardeş, biraz horluyon da…”

İşte empati, işte gündelik hayat bilgeliği… O gök gürültüsünü ‘biraz’ diye tarif ederek uyananın ani mahcubiyetinin önlenmesi ve mutlu son.

Bebekler gerçekten de adam sustuktan sonra performansa başladı ama artık sesleri kulağa kuş cıvıltısı gibi geliyordu.

Horlama bir doğa olayı mı?

Uçak yolculukları hakkında ne çok konuşuyoruz aslında. Yani sonuçta belirli kurallara uyularak geçirilecek, çoğunlukla hepi topu birkaç saatlik zaman. Bu birkaç saatte insanın kendine ve başkalarına hayatı zorlaştırmak için bulduğu envai çeşit yöntem var.

Ağlayan bebekler konusu ise özellikle popüler. Bu konuda neredeyse herkesin bir fikri, bir öfkesi, bir çözüm önerisi var. Çocuklu aileler uçağa binmeli mi, ebeveynler çocuklarını yeterince sakinleştiriyor mu, YouTube’daki ninni listeleri daha incelikli mi seçilse acaba, diğer yolcuların hakkı ne oluyor… Aynı tartışmalar, neredeyse aynı cümlelerle, her tatil sezonunda yeniden dönüyor.

Ama saatler boyunca onlarca insanın ortak alanını işgal eden horlama hakkında nedense susuyoruz.  Sanki horlama, başımıza gelen bir doğa olayı; yağmur gibi, sis gibi, türbülans gibi. Katlanıyoruz! Tevekkül içinde iniş anonsunu bekliyoruz. Bir aydınlanma geliyor; daha sakin, sabırlı, dayanıklı insanlar olarak iniyoruz uçaktan.

Bir de şöyle bir durum var: Niye favori horlama mekânı olarak uçağı seçenlerin hemen hemen hepsi erkek? Sırf son üç uçuşumda toplam altı-yedi ‘horlak’ gördüm; hayatımda hiç uçakta geniş geniş horlayan kadın gördüğümü hatırlamıyorum. Bunun sadece benim izlenimim olmadığını görünce de şaşırdım; araştırmalar gerçekten erkeklerin kadınlardan daha sık horladığını söylüyor. Elbette bunun önemli ölçüde biyolojik nedenleri var. Meselem bu değil.

Beni düşündüren başka bir şey. Uyku acaba o kadar masum bir hâl mi yoksa toplu taşımada bacaklarını çift kişilik açan adam ile uçağı gürültülü şahsi yatak odasına çeviren adam arasında uzaktan da olsa bir akrabalık var mı?

Hanım........

© Diken