Dağlarca şiir
Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın söyleşilerde sorulara verdiği cevaplar büyülüyor beni. Mesela şuna bir bakın:
“Çocuk ve Allah, şiir söylemenin kendimce ilk düşünülmüş başarısıdır. Havaya Çizilen Dünya‘da [ilk kitabı] ne demek istediklerimi yazmıştım. Çocuk ve Allah‘ta demek istediklerimi yazdım. Çocuk ve Allah‘ı izleyen Taş Devri, demek istediklerimle ne demek istediklerimi yeniden bir araya getirir. Demek istediklerimle ne demek istediklerim, siz de biliyorsunuz, bambaşkadırlar. Birisi yarını düşünmek gibidir. Birisi yarının sizi düşündüğüdür.”
Dağlarca bunları Taş Devri‘nin ikinci baskısının (2006, Norgunk Yayınları) başına konan söyleşide Ahmet Soysal’a söylüyor.
Dağlarca’nın cevapları bazan düpedüz şiirdir, zaten konuşması da şiiri gibi imgelerle yüklüdür. Ahmet Soysal’ın bir başka sorusunu şöyle cevaplıyor:
“Ben yapıtlarımdan bir kule yapmak istedim, yaptığımı da sanıyorum. Yapıtlarımın adlarını mermerlere yazınız. Bütün mermerler dört-dört boyutunda olsun. Bunlarla yayın sıralarına göre alttan yukarıya doğru bir düzenleme yapınız. Karşınızdaki kule Dağlarca’yı anlatacaktır. Yapıtların kule birliği sizde bütün şiirlerin birlikteliğini, birlikte çalıştığını yaratacaktır. Belki hepsinin de bir tek şiir olduğunu anlayacaksınız. Benim yaşamam uzun sürmüştür. Bu olay, şiirlerimin bana bağışıdır. Bu yapıtlarım, ne güzel insanlarmış!”
Bu söyleşideki tat dimağımdadır hep.
Birkaç örnek de Yasemin Arpa’nın kitabı Dağlarca ile…‘den vereyim:
“Sözcükler benim soluklarımdır. Benim düşüncelerimi anlamak için benim soluklarımın yüzünüze değmesi gerekir.”
“Başımdaki bu sözcük çalışması, inanınız, yapıtlarımın belki de ‘dikiş makinesi’dir.”
“… sözcükler büyüteç altında incelenirse kar tanesine benzer. Kar tanelerinin buz çizgileri, sözcüklerde anlam çizgileri görülebilir.”
“Karşılığında bir yaşama verilmemiş her şey değersizdir, derim ben. Şiir, ödenmelidir. Ne ile? Yaşamakla, mutlulukla, acıyla, sevgiyle, sorumlulukla … ödenmelidir.”
Geçen gün Dağlarca’yla yapılmış bir başka söyleşiye rastlayınca benim kafamdaki dikiş makinesi de işleyip Dağlarca’yla yürüdüğüm güzel yolu bir kez daha gitti geldi.
Söyleşiyi yapan Bedirhan Toprak şiir üstüne bir söz söylemesini isteyince, “Ben şiiri adım gibi saydım” diye başladığı sözünün bir yerinde şuraya varıyor (al sana şiir):
“Ben bir adayı yazarken ayaklarımın altında ada olurdu; dağ yazarken dağ vardı; elleri yazarken ellerim karşımdakinin elleriyle dolardı, sıcaklardı.”
Sonra şöyle bitiriyor........
