menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Rant, kelebekler ve Birol Altınkılıç

196 0
23.08.2026

Rant, kelebekler ve Birol AltınkılıçR

İbn Haldun tee 1377’de yazdığı Mukaddime’de toplumları göçebe (bedevi) ve yerleşik (hadari) olarak ikiye ayırmış ve demişti ki:

Göçebe toplumlar zor şartlarda güçlü bir dayanışma ile hep birlikte yaşarlar ve bu dayanışma sayesinde yerleşik toplumları zamanla ele geçirirler.

Ama iktidara gelip de rahata kavuşunca, birkaç kuşak içinde bu dayanışma kaybolur, insanlar üretmeyi bırakır ve sonunda da yeni bir göçebe gelir ve onların yerini alır.

Kuzenim Rukiye (Devres) geçen haftaki yazım üzerine uzun ve güzel bir mesaj yazmış; diyor ki:

Göçebe açgözlü değildir, ihtiyacı kadar tüketir, gittiği yerden öğrenip onu başka yere taşır, kültürel ve genetik çeşitliliği arttırır, feodal toprak ağalığına karşı bir çeşit denge kurar.

Yani göçebe aynı zamanda düzenin bozulmasına karşı bir frendir de.

Rukiye’nin mesajındaki bakış açısıyla ‘rant’ konusu, göçebenin yerleşik düzende sadece rahata alışıp üretmeyi bırakmasını değil, aynı zamanda ihtiyacı olan kadar alma alışkanlığını kaybetmesini de kapsıyor.

Hatırlayın lütfen, Acemoğlu ve Robinson, ‘Why Nations Fail’ (Uluslar Neden Çöker) kitabında ülkeleri iki tipe ayırıyordu:

 1- Fırsatın geniş kesime yayıldığı kapsayıcı sistemler.

 2- İktidara yakın dar bir grubun geri kalanın sırtından rant aldığı sömürücü sistemler.

Tüm sömürücü sistemler kendini koruyacak şekilde çalışır, değil mi?

Geçen hafta yazdığım üç öneri (krediyi kullanım amacına göre denetlemek, imar rantına özel vergi koymak ve itibarın tanımını değiştirmek) bu sömürücü düzeni daha kapsayıcı bir yöne çevirmek adına düşündüğüm masum tekliflerimdi.

Ahlak öğütlemek için değil, kuralları değiştirmek gerektiğini düşündüğüm için yazmıştım.

Toplum bu haksızlığa neden alkış tutuyor sorusunu da Amerikalı ekonomist Mancur Olson açıklıyor sanırım.

Küçük ve örgütlü çıkar grupları topluma zarar verse de kendi aralarında iyi işleyen bir rant düzeni kurarlar.

Bu düzen ne kadar uzun sürerse, bu gruplar da o kadar çoğalırlar.

Kırılma ise büyük bir sarsıntıyla gelir.Bu, Fatih Altaylı’nın da bahsettiği ‘iktidarların kolaycı iş insanını neden sevdiği‘ni gayet iyi açıklıyor bence.

İktidarlar için önemli olan tek tek kişilerin ahlakındansa sistemin oturduğu bir denge olmalı bu durumda.

Rukiye mesajının devamında varlık ve zenginlik arasındaki farktan bahsetmiş:

Varlık yaratanlar fark yaratıyor, zenginlik yaratanlar ise ortamı fakirleştiriyor, çünkü zenginlik yaratmak için varlıkları harcıyorlar.

Rukiye’nin bu harika cümlesini Claude ile biraz araştırmak istedim.

İtalyan-Amerikan ekonomist Mariana Mazzucato’nun ‘The Value of Everything’ i̇simli kitabında ‘değer yaratan’ ve ‘değer devşiren’ ayrımında bahsettiği şey bu.

Mazzucato’ya göre modern ekonomilerde değer devşirenler kendilerini değer yaratan gibi gösteriyor; oysa yaptıkları var olan değeri sadece bir yerden alıp başka bir yere taşımaktan ibaret.

Altaylı........

© Diken