Madde değil, değersizlik
Madde değil, değersizlikM
Pazar günü bu konuyu yazacağımı söylemiştim, buyrun sözümü tutuyorum.
Aslında bu yazıyı Haziran 2025’te Ankara’da, Uyuşturucu ile Mücadele Zirvesi’nde konuşma olarak okuyacaktım.
Doğrusunu isterseniz DEVA Partisi İstanbul Milletvekili Sn. Elif Esen Hanım’dan davet geldiğinde çok kararsız kalmıştım. Çünkü hiç de hâkim olduğum bir konu değildi. Ne bilgim, ne de ilgim vardı.
Öyle ya… İşi gücü mesleki eğitim olan, gençler, aileler, iş, kariyer, ümit, umut, gelecek gibi başlıklara kafa yoran bir ekibiz biz ve uyuşturucu bizim neremize.
Elif hanımın böyle bir toplantıya beni davet etme sebebiyse, MSA’nın gençleri hayata hazırlama konusundaki tecrübesi ve azmiydi sanırım.
Bir de o tarihlerde madde bağımlısı bir gence elimden geldiğince destek olmaya çalıştığımdan haberdardı; onu biliyorum yanısıra.
Konuyla alakam çok sınırlı olmasına rağmen, hem Elif hanımı kırmamak hem bilmediğim bir alanı az da olsa öğrenme fırsatını kaçırmamak için haftalarca çalıştım.
Bağımlı birkaç gençle günlerce görüştüm, uzman ya da bilgili kabul edebileceğimiz kişilerle becerebildiğimce buluştum ve konuştum, sonunda da içime sinen güzel bir metnin çıktığını düşündüm.
Çok memnundum, hem öğrendiklerimden, hem de çalışmamdan.
Yazımı aldım ve kendimden son derece emin, dersini çalışmış bir öğrenci edasıyla konuşmamı yapmaya hazır Ankara’ya gittim.
Zirvede önce madde bağımlılığıyla alakasız, politik içerikli hoş geldiniz konuşmalarını dinledik katılan tüm başkanlardan.
Ardından konunun ev sahibi Elif hanımın o sıcak, detaylı ve kucaklayıcı konuşması geldi. Sonra da davetli konuşmacılar konuşmalarına başladı.
Madde bağımlısı bir gencin annesi konuşurken sahneye ‘Sesimizi Duyan Var mı – Madde Bağımlısı Yakınları‘ pankartlarıyla bir grup anne çıktı.
Birden bire sahneyi dolduran bu anneler (babalar niye yok, onu da anlamış değilim hâlâ) müthiş bir mağduriyetle, davetlilerin ve basının önünde tüm suçu satıcılara, kaçakçılara, sisteme ve hükümete yıktı.
Haksızlar diyebilir miyiz, tabii ki hayır… Ama ne yazık ki o oturumun devamında, salonda ne düzen kaldı ne de sükunet.
O an anladım ki hazırladığım metin, ne o atmosfere ve ne de o annelere iyi gelecekti. Aksine son derece ters düşecekti. Çünkü ben orada aslında bu hikâyede en çok ailelerin payı olduğunu söyleyecektim konuşmamda.
Öyle ya, ön çalışmamda gerçek kişilerle konuşmuştum ve onlar da elinden geldiğince kendi hikayesini paylaşmıştı benimle. Tek biri bile konuyu ne satıcılara, ne kaçakçılara, ne sisteme, ne de hükümete değdirmişti. Hepsi bu pisliğin başlangıcı olarak annesini, babasını, ailesini, sevgisizliği, anlayışsızlığı ve şiddeti anlatmıştı bana.
Bakın “Satıcılar, kaçakçılar ve yöneticiler suçsuz” demiyorum; “Kaynağın o olmadığını hissettim” diyorum.
Şakayla karışık söylemek gerekirse, “Dayak yememek için konuşmamayı seçtim”.
Elif hanıma konuşmamı yapmamayı tercih ettiğimi söyledim. Yazımın içeriği hakkında daha evvelden de bir sohbetimiz olduğu için o da hak verdi sanırım konuşmak istemememe.
Neyse çok uzattım girişi; o gün sakladığım konuşmayı bugün size aktarmak geldi içimden…
Hayatımda, bırakın kullanmayı, gözümle görmüşlüğüm bile yok bu ‘madde’ dedikleri şeyleri.
Benim işim mesleki eğitim.
Gençlere meslek kazandırmak, özgüven kazandırmak, ritim kazandırmak, üretim duygusu kazandırmak için ekip olarak gece gündüz çalışıyoruz MSA’da.
Ben hep sevgi dolu, sporun ve üretkenliğin içinde bir hayat yaşadım; oraya doğdum zaten.
Çocukken de şanslıydım, bugün de şanslıyım sanırım.
Elbette inişler çıkışlar oldu ama genelinde çok mutlu bir insanım hayatımdan.
Ancak herkes benim kadar........
