Hafıza Merkez'inde şiir ve dostluk
Hafıza Merkez'inde şiir ve dostlukH
Beyoğlu’nun kalabalığından kaçıp bir sığınağa girer gibi giderdik Merkez’e. İstiklal Caddesi yönünden değil, İngiliz Konsolosluğu tarafından Hazzopulo Pasajı’na girer, açıklığı geçip Mehmet Abi’nin sahafında bir araya gelirdik.
O zaman ne çay ocakları vardı ne de pasajın içine iskemleler atılmıştı, birkaç dükkândan ibaretti her şey. Tabii, pasajın İstiklal Caddesi tarafından girişi şimdiki gibi olmasa da renkli ve gümüş pırıltısıyla ışıl ışıldı.
Mehmet Abi’nin sahafı İstiklal Caddesi üzerindeki kapıdan girip gümüşçüleri geçtikten sonra sağdaki son dükkândı. Şimdi yerinde berber olan dükkânın önüne bir sergi alanı açar, orada ikinci el kitap ve el yapımı defter satardı Mehmet Abi. Bir de kedisi vardı. Güneşli havalarda tezgâhın üzerinde uyuyan kedi gelen geçenin ilgi odağı olur, fotoğraf çekenlere aldırmadan uyumaya devam ederdi.
İşin doğrusu Mehmet Abi’ye de dükkâna da aramızda ‘Merkez‘ derdik.
“Merkez’deyim” demek Mehmet Abi’nin yanında olduğu anlamına geldiği gibi aynı zamanda onun dükkânında olmak anlamına da gelirdi.
Merkez bizim için bir buluşma yeriydi. Vecdi Çıracığolu, Raşit Gökçeli, Salih Aydemir sözleşir, Merkez’de buluşurduk. Genellikle Vecdi ile Raşit zaten Merkez’de olurdu. Biz de Salih ile Öteki-Siz’in Yeşilçam Sokak’taki bürosundan yola çıkar, arka sokaklardan Merkez’e giderdik. Tabii, gitmeden önce Yeşilçam Sokak’ın raconunu kesen Bahattin’e selam vermemek olmazdı.
Birinin çantası ya da kıymetli bir eşyası kaybolduğunda Bahattin’e söylememiz yeterdi, sorup soruşturur mümkün olan en eksiksiz haliyle getirtir ve teslim ettirirdi. Gür sesli, kalın bıyıklı, konuşkan bir adamdı Bahattin ve sokakta çay ocağı işletirdi. Mekânı Öteki-Siz ile aynı binada olduğu için de çayımızı ondan içer, muhabbet eder, bazen de birlikte demlenirdik.
Merkez’de ya da Merkez’le gündelik hayat
Düzenli bir buluşma aralığımız yoktu ama Merkez’de bir araya gelmek gibi bir alışkanlığımız vardı. Bir yerde etkinlik olacaksa gider Merkez’e bir uğrardık. Ne tarafa dağılacağımız fark etmez, zaten İstiklal Caddesi’nin ortasında olduğu için Merkez’de toplaşır, gideceğimiz yere oradan birlikte hareket ederdik. Bizi her zaman güler yüzle karşılardı Merkez, yarenlik eder, yakınlık kurardı.
Bazen yalnız gittiğim de olurdu, yolum o taraftan geçecek olsa Merkez’e bir selam vermek için pasaja girdiğimde onu bazen esnaf arkadaşlarıyla tavla oynarken görürdüm. Oturup bir çayını içer, iki lafın belini kırıp yola devam ederdim.
Dükkânın içi küçücüktü. Merkez’in bir çalışma masası vardı ve arkasındaki sandalyesinde otururdu. Hemen karşısında Raşit Gökçeli olurdu genellikle; Raşit’in yanında Salih Aydemir, karşısında Merkez’in sağında da Vecdi Çıracıoğlu otururdu.
Kıdem ve yaş olarak benim belirli yerim yoktu Merkez’de. Zaten Merkez’de oturacak bütün alan doluydu, ben genellikle kapının önünde dikilir ve muhabbete oradan katılırdım. İçimizden biri gelmediğinde, yaş haddinden kaybetmiyorsam onun sandalyesine otururdum ama bu çok nadir olurdu. Genellikle birbirimize haber eder ve “Merkez’deyim” ya da “Merkez’e gel” çağrısıyla bir araya gelirdik.
Yazılmamış kurallardan biri olarak Merkez’in içinde sigara içilmezdi. Zaten ekipte sigara içenler azdı.
Koalisyon kurar ve cebimizdekileri bir araya getirip ne alacağımıza karar verirdik. Bu karar genellikle rakı olurdu ama herkes durumunca koalisyona ortak olur, dinelen paranın satın alma gücüne göre planı gözden geçirirdik.
Satın alma işi de kıdem ve yaş gereği bendeydi. Nevalenin yanına genellikle leblebi alırdım. Beyaz plastik bardaklarda ufaktan dem tutardık.
Merkez nevaleyi pay eder, kalanı masanın altına koyardı. Zamanın dergilerini, şairlerini, şiirini konuşurduk genellikle. Vecdi roman yazardı, Raşir mimardı. Salih ve ben şair kadrosundan oradaydık. Merkez zaten sahaftı. Ama ortak noktamız çoktu ve bir araya gelmek için özen gösterdiğimiz gibi arkadaşlığımıza da özen gösterirdik.
Yaz sıcağında kavrulmadan önce Merkez’de bir araya geldiğimizi, Galata’da düzenlenecek olan bir festivalde sahneye çıkmadan önce yükümüzü yine orada aldığımızı anımsıyorum. O kalabalığın içinde Doğan Ergül ve Mesut Aşkın’ın da vardı.
Merkez bazen kalabalık olurdu ve ben yaş haddinden gene dışarıda kalırdım. Ama ne olursa olsun sohbet sürer, kurulan koalisyona herkes durumuna göre eşlik eder, durumu olmayanı koalisyona almamak düşünülemezdi.
Bazen kapalı olurdu Merkez. Kitap almaya gitti diye düşünürdüm, meğer Mehmet Abi yani Merkez geçinmek ve Tarlabaşı’ndaki evini geçindirmek için ayrıca elektirik işleri de yaparmış; bunu çok sonra öğrendim.
Ne kadar zaman, kaç yıl düzensiz aralıklarla bir araya geldik, kesin olarak hatırlamıyorum. Ama uzun yıllar sürdüğünü biliyorum. Bu süre içinde Öteki-Siz’in kurucu editörlerinden Derya Önder de zaman zaman aramıza katılırdı.
Bir içecek firması reklam çekimleri için pasaja gelmişti, günlerce ama günlerce bıktırıcı biçimde bir kalabalığa ve gürültüye maruz kaldık. O çekimler bitmek bilmedi, telaş, bağırış çağırış… Neden sonra çekip gittiler. Reklam yayınladığında pasajdan bir ya da iki saniyelik bir görüntü vardı…
Pasaj zaten akşam karanlığıyla kapanırdı. Kapılar zincirlenerek kilitlenir, içerideki herkes dışarı çıkarılırdı. O saatte eve gitmek olmazdı, bütün ekip Süper’e gider, yolumuza meyhanede devam ederdik.
O zaman masalar uzar, masalar gürültü çıkarır, masalar gecenin sabah olmasına dirsek dayamış genç şairlerin kahkahası, öfkesi, yalnızlığıyla dolup taşardı.
Merkez hasta düştü ve fazla mücadele edemedi hayatla ne yazık. Şubat 2014 hafızamı zorluyor… Osmaniye’de doğduğu topraklarda dinleniyor. Merkez bir süre kapalı kaldı. İçindeki kitaplar ne oldu, en azından ben bilmiyorum. Bir süre metruk kaldı Merkez, gidip geldikçe bakıp zamanın açtığı boşluğa içlenmek düştü bize.
Raşit Gökçeli’ye veda
29 Ağustos 2023’te, bir yaz sıcağında Raşit de gitti sonsuzluğa. Orada öğrendim, arkadaşına veda etmeye geldiğinde anlattı İlber Ortaylı, üniversitede ev arkadaşlığı yapmışlar. Zincirlikuyu’da sela dinlerken, bir hoşça kal daha eklendi hayatımıza…
Başka bir yazının konusu ama Merkez günlerinin kapısında dinelip içerideki sohbete katılmaya çalışırken, benimle birlikte kapıdan söze giren bir şairle tanıştım. Hayat adı Öztürk Uğraş olan bu şairi almak için ona yüksek ateş bahşetti ve çekip götürdü aramızdan.
Dünya Şiir Günü için bildiriler
Türkiye PEN Yazarlar Derneği, bu yılki şiir ödülünü Hidayet Karakuş’a verdi. Bu vesileyle kendisini kutluyor, şairimizin sevincini paylaşıyorum. 2026 Dünya Şiir Günü Bildirisi’ni de kaleme alan Karakuş, metnin bir yerinde şiirin bir hesaplaşma olduğunu özellikle vurguluyor.
“Şiir okuyan bir toplum olsaydık kadın cinayetleri, yolsuzluklar, hırsızlıklar, ülkeyi soyan arsızlıklar, vicdansızlıklar olmayacaktı. Çünkü bir düşünür ‘Şiir okuyan cinayet işleyemez‘ diyor.
Şiirin bir dizesi ile günümüzün değiştiğini bilmezsek kör karanlığımızda mutsuzluğumuzun nedenini de çözemeyiz.
Şiir gerçekle hesaplaşmadır. Bu hesabı kapatmaya hiç kimsenin şiir kadar gücü yetmez.”
Türkiye Yazarlar Sendikası adına bu yıl 21 Mart Dünya Şiir Günü Bildirisi’ni Leyla Şahin yazdı. İki usta şairden, şiir için yazılmış bildirileri okuyunca geleceğe daha umutla bakıyor insan. Kalemleri eksik olmasın yazınımızdan. Leyla Şahin de bildirisinde karanlığa ve şiirin devrimciliğine dikkat çekiyor.
“Ülkemizde ve dünyada yaşanan bu koyu, ağır karanlıkta bir biçimde yitirilmek isteneni şiir görür:Şiirle mevcut sistem ve iktidar yıkılmazsa da,Şiirle sömürgecilerin iştahı bitmezse de,Şiirle devrim olmazsa da, Şiirin kendisi bir devrimdir zaten: Mevcut olanın ve dilin sınırlarını zorlarken.”
Gidenlerden kalan boşlukla
Ne yazık o günlerden bir fotoğraf bile kalmadı bize. Hiçbirimiz düşünmedik yan yana fotoğraf çektirmeyi. Belki de hepimiz hafızamıza güvendik ya da ciddiye almadık hayatı.
Yaşadıkları süre boyunca şiir ve şaire kıymet veren, arkadaşlık eden, sevinci ve kederi paylaşan Merkez’in ve Raşit’in, yüzünün mülkünü şiire veren şairimiz Öztürk Uğraş’ın ve Güzü İnciten Yara’da saklanan Doğan Ergül’ün de Dünya Şiir Günü Kutlu Olsun.
Ayrıca ve ısrarla 21 Mart Dünya Şiir Günü Kutlu Olsun!
