İrfandan Kimlik İmalatına: Anadolu Mayası Tezi’nin Tarihsel ve Kavramsal Çelişkileri”
Şahabettin Yalçın, Yalçın Koç’un “Anadolu Mayası Tezi” hakkında şu açıklamayı yapmaktadır (makaleden yapılan alıntı özetlenerek ve düzenlenerek aktarılmıştır):
“Anadolu Mayası, Türkistan’dan Anadolu’ya insanımızın gönlünü mayalamak için gelen Kelâm’dır. Daha açık söylemek gerekirse, Koç’a göre Anadolu Mayası, Türkistanlı Yüce İnsan Hoca (Hâce) Ahmed Yesevî’nin gönlüne inen ve Türkçe söz ile açılan Kelâm’dır. Hoca Ahmed Yesevî ve onun izinden gidenler (mesela Hacı Bektaş-ı Veli, Şeyh Edebali, Hacı Bayram-ı Veli, Ahi Evran, Somuncu Baba, Yunus Emre, Nasreddin Hoca ve Pir Sultan Abdal gibi hâkimler, arifler, veliler) Anadolu insanının gönlünü yüzyıllar boyunca mayalamışlardır. Hoca Ahmed Yesevî’nin gönlüne inen ve Türkçe söz ile açılan Kelâm’ın asıl kaynağı da Koç’un deyimiyle, Kadim Dem’de Hatem Olan Kelâm’dır ki, bununla kastedilen de son peygambere inen ilahi Kelâm’dır. Bu itibarla, Koç’un gerek Anadolu Mayası adlı kitabında ve gerekse diğer kitaplarında ortaya koyduğu bakış açısı aslında yeni değildir, bu bakış açısı, yüzlerce yıldır Anadolu’da bilinen ve peygamberimize nazil olan ilahi Kelâm’a dayanan bakış açısıdır. Koç’un yaptığı sadece bu bakış açısını, bu hayat anlayışını, bu dünya görüşünü yeni bir kavramsallaştırmayla günümüz insanının idrakine sunmaktır (…) Koç’un Kelâm’ı mayaya benzetmesinin nedeni, Kelâm’ın dönüştürücü etkisidir, zira Kelâm, indiği gönlü, birlik vererek kendisine dönüştürür. Maya da bilindiği gibi çalındığı şeye birlik vermek suretiyle kendisine dönüştürür (…) Kelâm ile gönlü mayalanan beşer, dönüşerek bulunduğu konumu aşar ve İnsan olur. Dolayısıyla, İnsan olmanın temel şartı, gönlün Kelâm’dan akan bu maya ile mayalanmasıdır. Koç’a göre özü yani gönlü, Kelâm ile mayalanmamış ve dolayısıyla dönüşmemiş beşere, İnsan denemez. Görüldüğü gibi burada Koç, İnsana yeni bir tanım getirmektedir. İnsan, gönlü Kelâm ile mayalanmış ve dolayısıyla dönüşmüş (Koç’a göre Kelâm’dan yeniden doğmuş) nefstir (…) ‘Gönül’, Koç’a göre, Kelâm’ın mahallidir ve sadece Kelâm’a mahsustur (…) Kelâm’ın mahalli olarak gönüle, Kelâm’ın dışında başka bir şey konulamaz. Gönle inen Kelâm, değişik dillerde mesela Arapça ile, mesela Türkçe ile, söze dökülebilir, buna da Kelâm’ın sözü denilir. Dolayısıyla, Kelâm ile Kelâm’ın sözü, aynı şey değildir, zira Kelâm’ın beşer kaynaklı söz ile aynı olması mümkün değildir (…) Yalçın Koç için Hoca Ahmed Yesevî bir peygamber değil, bir velidir, bir ariftir, tıpkı İbn’ül Arabi gibi, Rumi gibi, Yunus gibi, Nasreddin Hoca gibidir (…) Horasan yahut Anadolu Erenleri adı verilen arifler, Anadolu insanının gönlünü yüzyıllar boyunca mayalamıştır. Ve bu maya da elbette ki tutmuştur; bunu Anadolu’nun birçok yerinde bulunan eserlerinde teşhis edebiliriz: mesela Mimar Koca Sinan’ın bir ömre sığması zor mimari eserlerinde, Yunus Emre’nin nefeslerinde, Nasreddin Hoca’nın nüktelerinde, Itri’nin bestelerinde. Kısacası, Anadolu Mayası’nın tezahürlerini Anadolu’da başta Türk musikisi olmak üzere mimaride, şiirde, hüsn-i hatta, minyatürde, kısaca medeniyetimizi oluşturan geleneksel sanatımızın tüm alanlarında görebiliriz (…) Anadolu Mayası yerine Anadolu kültürü ibaresini kullanamayız. Zira kültür, tarihsel süreç içerisinde değişim geçiren unsurlardan meydana gelirken, Anadolu Mayası, kendi kendisiyle hep aynı kalan, zamanla değişmeyen bir cevherdir (…) Kültür, kelime kökeni itibariyle bir şeyi yapıp etme işini, yolunu yordamını belirtir. Maya özdür, kültür ise kabuk; öz değişmez, kabuk ise zamanla değişir. Öte yandan, mayanın esası birlik iken, kültür ise birtakım harici unsurların bir araya gelmesiyle (terkip) oluşan bir bütünlükten ibarettir. Bu nedenle, kültürün birliğinden bahsedilemez, sadece bütünlüğünden bahsedilebilir. Ayrıca kültür, bir araya getirdiği unsurlara birlik ve dolayısıyla kimlik verme kabiliyetine sahip değilken maya, dönüştürdüğü beşere hem öz olur ve hem de ona birlik ve dolayısıyla kimlik kazandırır (…) Kültürler değişik kültürlerle etkileşime girebilir ki bu, normaldir. Kültürler arasında benzerlikler de olabilir. Lakin Anadolu Mayası tektir, eşsizdir, dünyanın hiçbir yerinde eşi ve benzeri bulunmaz (…) Anadolu Mayası’nın bu özelliği, onun etnik yahut coğrafi herhangi bir unsura bağlı olduğu anlamına gelmez. Başka bir deyimle, Anadolu Mayası esasen evrenseldir. Onun evrenselliği, herhangi bir etnik fark gözetmeksizin tüm insanları dönüştürebilme ve dolayısıyla onlara öz olma ve kimlik verme özelliğine dayanmaktadır. Anadolu Mayası’nın Türkçe dilinde açılmış olması, onu sadece Türklere yahut Anadolu coğrafyasına has kılmaz, zira Anadolu Mayası, yukarıda da belirtildiği üzere, evrenseldir. Ama şunu da belirtelim ki, Anadolu Mayası, daha çok Anadolu ve civar coğrafyalarda yaşamış insanların gönüllerini mayalamıştır ki, bu da tarihsel bir gerçektir. Ayrıca başka coğrafyalarda doğmuş olmalarına ve başka etnik kökenlere mensup olmalarına rağmen bazı büyük arifler de – örneğin Muhyiddin İbn’ül Arabi ve Mevlânâ Celaleddin Rumi gibi – Anadolu’ya gelerek gönüllerin mayalanmasına katkıda bulunmuşlardır (…) Hoca Ahmed Yesevî’nin gönlüne inen Kelâm, peygamberimizin gönlüne inen Kelâm’a dayanmaktadır (…) Peygamberimizin Arap kavminden olması ve gönlüne inen ilahi Kelâm’ın sözünün Arapça olması, Kelâm’ın sadece Araplara has olduğu anlamına gelmez, zira Kelâm, evrenseldir ve tüm insanların gönlünü mayalamak için gönderilmiştir (…) Koç’a göre Kadim Dem’de Hatem Olan Kelâm’dan akan ve Yesi’li bir Yüce İnsan’ın gönlünde Türkçe söz ile açılıp oradan Anadolu insanının gönlüne maya olan Kelâm ve Kelâm’ın sözü ne tercümedir ve ne de tefsirdir. Kelâm’ın kendisi bir tercüme ya da tefsir olmadığı gibi, Kelâm’ın sözü de Kelâm’ın tefsiri ya da tercümesi değildir. Zira Kelâm’ı bilenin ve söze dökenin tercümeye ve tefsire ihtiyaç duyduğunu iddia etmek abestir. Kelâm’ın sözünü, sadece Kelâm’a mahal olan söyleyebilir, başkası söyleyemez (…) Kelâm’ı bilmeyenin Kelâm’ın sözüne dair yaptığı yorum da Kelâm’ın sözü ile bir değildir. Kelâm, beşerî düşünce ve muhakemenin kalıbına sığmaz, onu aşar. Koç’a göre müfessirin gayesi, esas itibariyle dili ve düşünceyi kullanmak suretiyle Kelâm’ın sözünü tahkik ve ispata konu edinerek Kelâm’ın mahalline yol bulmaktır; ama bu yol ne yazık ki kapalıdır, zira dil ve düşünce kendi dairesini aşıp Kelâm’ın mahalli olan gönüle ulaşamaz. Gönlü Kelâm’a mahal olanın da tercümeye ve tefsire ihtiyacı yoktur; sadece gönlüne inen Kelâm’ı insanların anlayabileceği bir şekilde söze döker.” (Yalçın, 2025: 21-24).
Yukarıda geniş bir özetine yer verdiğim alıntı, Şahabettin Yalçın’ın Yalçın Koç’un “Anadolu Mayası” kitabındaki tezlerinin önemli bir bölümünü ele aldığı makalesinden yapılmıştır. Yalçın Koç, “Anadolu Mayası” kitabında Anadolu’da hâkimiyet tesis etmiş Grek-Latin-Kilise kimliğinden bahsetmekte, bu kimliğin Kelâm’ın özünden ve Kelâm’ı anlayan/anlatan “gönülden” koptuğunu ileri sürmektedir. Şahabettin Yalçın’ın makalesinde yer vermediği bazı hususları Yalçın Koç’un kitabından yaptığım alıntılarla tamamlayalım:
“Anadolu mayasının esası, ‘cümle varlığın birliği ve kardeşliği’dir. Ancak, bu mayanın iki can düşmanı vardır. Bunlar, Anadolu’da sürmekte olan ‘Vahhabi damarı’ ile ‘Grek-Latin Kilise diyarı’dır.” (Koç, 2014: 13); “Anadolu’nun Türkler tarafından mayalanması, Anadolu karasını, Greklerin, Roma’nın, Bizans’ın ve de Kilise’nin ülkesi olmaktan çıkarmıştır.” (Koç, 2014: 17); “(…) ‘Ionya’ ile, Grek-Latin-Kilise diyarının başlangıcını kastediyoruz; bu başlangıcın coğrafi mekânı Batı Anadolu karası ve Ege denizi adalarıdır (…) Anadolu, kronolojik olarak sıralanabilecek ‘katman’ların ülkesidir. Bunlar arasında Hattiler, Hititler, Likyalılar, Karyalılar, Grekler ile Roma ve Bizans’ı sayabiliriz. Liste çok uzundur; sonunda da ‘öz’leri ve ‘esas’ları öncekilerin tamamından farklı olan ‘Müslüman Türkler’ yer alır (…) Anadolu mayası, ‘farklı katmanlar’ın bir ‘sentez’i olamayacağı gibi, ‘kültür’ esasına dayanan ‘antropoloji’ anlayışı ile de ‘örtülerek kuşatılamaz’ ve temellendirilemez.” (Koç, 2014: 63-64); “Anadolu mayasının ‘insan’ı ile Grek-Latin-Kilise diyarının ‘anthropos’u birbirine ancak bazı noktalarda ‘temas’ edebilmektedir (…) Bu noktalar ‘yol yordam’ ve ‘ürün’ ile alakalıdır. Mesela tarım, mutfak, dans, yapı inşa teknikleri ve daha birçok alanda bu ‘temas noktaları’nın örneklerini bulabiliriz. Ancak, bu temas noktalarının hiçbiri, Anadolu mayası itibariyle ‘insan’ın ‘asli kimliği’ne ait değildir. Bu nedenle, bu temas noktalarını da kullanarak, Anadolu mayasının ‘insan’ı, Grek-Latin-Kilise diyarının ‘anthropos’u vasıtasiyle ‘örtülerek kuşatılamaz.’ (…) Grek-Latin-Kilise diyarının ‘antropoloji’si, ‘evrensel’ değildir ve ‘Anadolu mayası’nı örterek kuşatamaz. Dolayısıyla, söz konusu gayretler beyhudedir; Anadolu mayasının sağladığı ‘birlik’, herhangi bir yolla, ‘kültürel müktesebat’a ve ‘kültürler mozaiği’ne indirgenemez.” (Koç, 2014: 65-66); “Peru’nun And dağları bölgesinde dolunay vakti kesilen ağacın tahtasına kurt gelmezmiş. Aynısını Toroslarda Türkmenler de anlatmaktadır. Okyanus aşırı bu iki bölgede ortaya çıkan aynı tespitin, birbirinden bağımsız olarak yapıldığını söylemek doğru görünmektedir. Türkmenler ile Perulu köylülerin birikimlerini birbirlerine anlatmış olmalarının olasılığı bir hayli zayıftır. İki uygulamanın aynı olması veya birçok benzerlik içermesi, bu uygulamaları ortaya çıkaranların coğrafya itibariyle veya herhangi bir şekilde bağlantılı olmasını gerektirmez. [Öz, farklı coğrafyalardaki kronolojide birbirinden bağımsız olarak ortaya çıkabilir-LB]. Öz’ün devamlılığı ile ‘kültürel bir devamlılığı’ kastetmediğimizi yeterince açık hale getirdik.” (Koç, 2014: 67-68); “Asli kimlik, ‘cevher’dir. ‘Asli kimlik’ bu itibarla ‘iki’ye ‘bölünmez’; ‘parçalanmaz.’ Bu itibarla, ‘iki asli kimlik’, ‘bir araya getirilip’, yeni ‘bir’ ‘asli kimlik’ ortaya çıkarılamaz. ‘Asli kimlik’, ne ‘sentez’e tabidir ne de ‘değiştirilerek aktarma’ya. Oysa, ‘kültürel’ olan hem ‘sentez’e uğrar, hem de ‘değiştirilerek aktarılır.’ ‘Asli kimlik’, ‘mayalama’ neticesinde oluşur. ‘Asli kimlik’ sadece ‘kendi içi’ itibariyle ‘açılarak gelişir.’ ‘Kültür’, asli olmayanı, eksilterek veya çoğaltarak ‘değiştirir.’ Daha önce de bahsettik; kültürel çoğalma ile elde edilen çeşitlilik,........
