MÜHLET VAR, İHMAL YOKTUR...
İnsan, çoğu zaman hayatı gözünün gördüğü kadarıyla değerlendirir. Güçlü olanı haklı, kazananı başarılı, rahat yaşayanı huzurlu zanneder. Haksızlık yapanın başına hemen bir şey gelmeyince; adaletin sustuğunu, zalim yaptığının karşılığını anında görmeyince; hesabın unutulduğunu düşünür. Oysa hayat yalnızca görünen sahneden ibaret değildir. Görünenlerin arkasında; görünmeyen niyetler, gizlenen hesaplar, bastırılmış hakikatler, sessiz dualar, mazlumun gözyaşları, meleklerin şahitliği ve hepsinin üzerinde Allah'ın hiçbir şeyi dışarıda bırakmayan mutlak ilmi vardır.
Allah'ın mühlet vermesi, yapılanı görmediği veya unuttuğu anlamına gelmez. Kur'ân'ın ifadesi son derece açıktır; “Sakın Allah'ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma!” (İbrahim/42). Bu ayet, ilâhî adalet konusunda insanın zihnine düşebilecek en büyük şüpheyi ortadan kaldırır. Allah görüyor, biliyor ve kaydediyor; fakat hükmün zamanını insanın sabırsızlığı değil, ilâhî hikmet belirliyor. İnsan acelecidir. Haksızlığa uğradığında hemen karşılık görmek ister. İftiraya uğradığında hakikatin aynı gün ortaya çıkmasını bekler. Aldatıldığında aldatanın derhal kaybetmesini, zulme uğradığında zalimin hemen cezalandırılmasını arzu eder. Fakat ilâhî adalet, insanın öfkesine göre değil; Allah'ın hikmetine göre tecelli eder. Bazen bir gün, bazen bir yıl, bazen onlarca yıl geçer. Hatta bazı hesapların tamamlanması ahirete bırakılır. Fakat hiçbir hesap kaybolmaz. Geciken her şey unutulmuş değildir.
Bazı insanlar vardır ki; başkalarının hakkını yiyerek yükselmiş, yalan söyleyerek itibar kazanmış, iftira ederek rakibini saf dışı bırakmış, emanete ihanet ederek servet edinmiştir. Bir süre çevresindekiler onların kazandığını düşünür. Evleri büyür, makamları yükselir, çevreleri........
