İLTİFATA DEĞİL İTİMATA TALİP OLMAK...
İnsan, yaratılışı gereği değer görmek ister. Takdir edilmekten hoşlanır, yaptığı işlerin fark edilmesini arzu eder. Bu yönüyle iltifat, insan ruhunu besleyen güzel bir ikramdır. Ancak iltifatın peşinden koşan bir hayat ile itimat kazanmaya çalışan bir hayat arasında derin bir fark vardır. İltifat, insanların dilindedir; itimat ise kalplerindedir. İltifat bazen bir nezaket cümlesidir, bazen bir çıkar hesabının süslü ifadesidir. İtimat ise yılların imtihanından geçmiş bir karakterin adıdır.
Günümüzde insanlar, güvenilir olmaktan çok görünür olmaya çalışıyor. Sosyal medyada beğenilmek, alkışlanmak, övülmek ve gündemde kalmak birçok kişi için hayatın en önemli hedefi hâline geldi. Oysa beğenilerin ömrü birkaç saattir; güvenin ömrü ise bazen nesiller boyudur. İnsanlar sizi alkışlayabilir ama aynı insanlar bir gün sizi unutabilir. Fakat güven duydukları insanı kolay kolay unutmazlar. Çünkü güven, hafızaya değil vicdana yazılır. Ne acıdır ki yaşadığımız çağ, sözün çoğaldığı; fakat sözünün eri insanların azaldığı bir çağdır. Vaatlerin arttığı, vefanın azaldığı; konuşmanın çoğaldığı, sadakatin eksildiği bir zaman dilimindeyiz. Bu yüzden bugün toplumun en büyük ihtiyacı zengin insanlar değil, güvenilir insanlardır. Paranın kaybı telafi edilir, makam yeniden kazanılabilir; fakat kaybolan güven çoğu zaman geri gelmez.
Kur'ân-ı Kerîm'de Allah Teâlâ şöyle buyurur; "Şüphesiz Allah size emanetleri ehline vermenizi emrediyor..." (Nisâ, 58). Bu ayet sadece maddi emanetleri değil, makamı, sözü, dostluğu, aileyi, ilmi ve bütün sorumlulukları içine alır. Çünkü emanet, güvenin en somut göstergesidir. Emanete riayet eden, güveni de korur. Emaneti ihanetle kirleten ise........
