HUZUR VE UMUT...
Umudu biten insanın; yürüyüşü yavaşlar, heyecanı söner, bakışları kararır. Huzuru kaybolan insan ise; kalabalıkların içinde yalnız, servetin içinde fakir, kahkahaların arasında mutsuz olur. Huzur; dış dünyanın verdiği geçici bir rahatlık değil, iç dünyanın kurduğu derin bir dengedir. Umut ise; yarının bugünden daha güzel olabileceğine dair kalbin taşıdığı ilahi bir rahmettir. İnsanlığın en büyük ihtiyacı; ekmekten önce huzur, servetten önce umuttur. İnsanların evleri büyümüş ama gönülleri daralmıştır, imkânlar çoğalmış ama mutluluk azalmıştır, teknoloji ilerlemiş ama insanlar birbirinden uzaklaşmıştır. Kalabalık içinde yaşamayı başarmış ama umutla yaşamayı unutmuştur. Dünyayı imar etme yarışına girmiş ama ahireti hesaba katmamıştır.
Huzur; sadece sessizlik değildir. Mezarlık da sessizdir ama huzurlu değildir. Huzur; insanın vicdanıyla kavga etmemesidir. İç dünyasında mahkeme kurmamasıdır. Haramla büyümemiş bir lokmanın verdiği rahatlıktır. Kul hakkı yememiş olmanın verdiği hafifliktir. Gece başını yastığa koyduğunda korkmadan uyuyabilmektir. İnsan bazen küçük bir odada huzurlu olur, bazen sarayda bile daralır. Çünkü huzur; mekânda değil, mânâdadır. Umut da böyledir. Umut; şartların iyi olması değil, kalbin diri olmasıdır. Hz. Yusuf kuyuya........
