6 Şubat’ın Yasını Kim Tutuyor?
5 Şubat günü hayata dair derin bir bulantı hissettiğimi, hiçbir şeyden keyif almadığımı, her şeyi tüketmiş ve tükenmiş gibi olduğumu değerli dostum Orçun’a anlata anlata bitiremedim. O sıralar, bu evrenden çıkmak ister gibi sürekli seyahat etmeyi kafaya koymuş; mutluluğun başka bir yerde olduğuna inanarak ülke değiştiriyordum. 9 Şubat’ta da Londra’ya biletim vardı. Tüm hazırlıklarım tamamdı. Hatta Orçun’a, “Bu Londra çok yağmurlu olur; şöyle su geçirmez, iyi bir ayakkabı almak lazım” dedim ve aldım. O ayakkabıyı 6 Şubat’ta teyzemin enkazında onu ve ailesini aramaya çalışırken giyeceğimi bilmiyordum.
O gece, yani 5 Şubat’ı 6’sına bağlayan gece Ankara’daki evimizde uyuyamamıştım. Evde nedense bir huzursuzluk vardı. Babam rahatsızlanmış, evin içinde dolaşıyordu. “Hastaneye gidelim” dedim; “yok” dedi. Saat galiba dördü geçmişti.
Sonra ablam bir mesaj attı. O da uyuyamamıştı: “İskenderun’da şiddetli bir deprem olmuş ama Tuna’yla (kuzenimiz) mesajlaştım, iyilermiş,” dedi. Biz de “herhalde bir şey yok” deyip uyumaya çalıştık.
Bir telefon daha geldi: Dedem. “Bizim burada çok büyük deprem oldu, siz iyi misiniz?” dedi. Bizde olmuş sanmış; bizi merak etmiş. Biz yine “tamam, iyiyiz” deyip tekrar uyumaya koyulduk.
Bir telefon daha… Bu kez dayım. Depremin şiddetinden korkmuş; eşini, çocuklarını alıp dama çıkmış. Dayımın evi yukarıdan İskenderun merkezini görür. İskenderun’a bakınca donup kalmış: Şehrin üzerinde koca bir toz bulutu. Hemen aklına teyzem gelmiş. Defalarca aramış, ulaşamamış. İçi rahat etmeyince o hengâmede arabaya atlamış; trafikte zar zor ilerleyip İskenderun’a varmış.
Dayım telaşla annemi arıyordu, sanırım saat artık beş civarıydı. Ben yeniden uyumaya çalışırken annemin mutfaktan yükselen ve uzun süre dinmeyecek o çığlığını duydum. Korkarak yanına koştum. “Bacım… gitti bacım” diye ağlıyordu. Telefonu aldım.
“Dayı, ne oldu?”
O da ağlıyordu: “Ablam… Binaları yıkılmış…”
Haber almak için televizyonu açtım. Enkaz görüntüleri akarken bir yandan annemi toparlamaya çalışıyordum. Saatlerce hiç durmadan ağladı. Yola çıkmayı planlıyorduk ama gelen haberler iyi değildi; yollar kapalıydı. Saatler sonra gözümüzü karartıp annem ve babamla yola çıktık. Resmî açıklamalar şehre girişlerin yasak ve kapalı olduğunu söylüyordu. Oysa yolda gördük ki devlet orada da yoktu; şehrin girişini kontrol edecek kimse yoktu.
İskenderun’a vardık. Annemi daha kötü olmasın diye enkaza götürmedim, yolda dayımlara bıraktım. Ben ve babam doğruca teyzemlerin olduğu yere gittik. Tam bir felaketti. İskenderun........
