menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

New York, Macaristan veya Çorum Seçimleri: Siyasal Kampanyacılıkta Dijitalin Dozu

7 0
19.04.2026

İZLE Çavuşesku’nun Termometresi 2’li Görüş İki Savaş Bir Yazar Cumhuriyet’in Edebiyatı Varsayılan Ekonomi Yakın Tarih Tümünü Gör

Çavuşesku’nun Termometresi

Cumhuriyet’in Edebiyatı

OKU Yazılar Röportajlar Çeviriler D84 INTELLIGENCE Asterisk2050 Yazarlar Kitap Yorum

D84 FYI Hariçten Gazel ABD Gündemi Avrupa Gündemi

New York, Macaristan veya Çorum Seçimleri: Siyasal Kampanyacılıkta Dijitalin Dozu

Seçim kampanyaları artık sadece meydanlarda değil, ekranlarda da yürütülüyor. Hatta çoğu zaman seçimler ekranlarda kaybediliyor. Ancak son dönemde üç farklı örnek —New York’ta Zohran Mamdani’nin yürüttüğü süreç, Macaristan’da Péter Magyar’ın yükselişi ve Çorum’da Halil İbrahim Aşgın’ın ülke geneline mal olan, sahada birebir deneyimlediğim belediye başkanlığı modeli— bana ortak bir şey söylüyor: Dijitalleşme, siyasette insanı ortadan kaldırmıyor; gerçekçilikten ve sahicilikten uzak dijital kampanyalar ilgi görmüyor.

Sahada kurulmayan bir ilişkinin dijitalde kurulamadığını, sokakta karşılığı olmayan bir dilin ekranda da karşılık bulmadığını görmek için bu üç örneğin saha hâkimiyetlerini dijitale aktarma kabiliyetleri oldukça dikkat çekici. Bu gözlemi, 13 Nisan 2026’da Macaristan seçimlerinin hemen ardından izlediğim içerikler ve sonrasında adayların sosyal medya hesaplarını incelediğimde de teyit ettim. New York’tan Macaristan’a, oradan Çorum’a uzanan bu üç farklı örnek aslında aynı hikâyeyi anlatıyor.

Dijital var ve önemli, ama tek başına yeterli değil

Bugün herkesin bir dijital kimliği var. İnsanlar yalnızca sokakta değil, ekranlarda da yaşıyor. Bu nedenle dijital kampanya elbette önemli. İlgi çekiyor, hız kazandırıyor, görünürlük sağlıyor. Ancak burada kritik bir kırılma noktası var: Dijital, gerçekliğin yerine geçemiyor. Geçse dahi, oradaki gerçekten beslenmemiş bir içerik üretimi ve aşırı dijital doz, izleyenleri —yani seçmeni— ikna etmiyor.

New York’ta Mamdani’nin seçimlerden yaklaşık bir buçuk yıl önce paylaştığı içeriklere baktığımızda bunu net biçimde görüyoruz. Metroda yürürken çekilen bir video, kiracılarla yapılan kısa bir sohbet ya da sahada, hareket hâlindeyken anlatılan bir politika önerisi… Bu içeriklerde ne bir stüdyo var ne de klasik bir kampanya dili. Ama güçlü bir şey var: Gerçeklik.

Benzer bir durum Macaristan’da Péter Magyar’ın içeriklerinde de karşımıza çıkıyor. Haftadan haftaya farklı kasabalardan yapılan paylaşımlar, çoğu zaman sadece dinleyen bir aday profili… Uzun konuşmalar yok, büyük prodüksiyonlar yok. Ama sürekli tekrar eden bir şey var: sahicilik.

Gerçeklikten kopmuş içerikler kampanyaları........

© Daktilo1984